YASLI YÜREĞİN BİTMEYEN MASAL SEVDASI
Yüreğimdeki sevgiyi yeni kitlemiştim soğuk odama. Anahtarını da
attım yüreğimin zifiri karanlık kuyusuna. Uzun uzadıya süren
gecelerin parlak sabahında uyandı sevdam. İrkildi, dirildi, doğruldu.
Soğuk odamın nemli penceresine doğru yürüdü. Dışarıya baktı,
baktı, bakakaldı. Gözlerinden süzülen yaşlarla pencereme ÖZLEDİM
yazdı. Masamda yanmakla yanmamak arasında direnen mumun ışığında
haykırdı, haykırdı, hıçkırığa boğuldu. Duvardaki resimlerini gördü.
Bir zamanlar ışıl ışıl parlayan gözlerine baktı, utandı, sıkıldı,
yıkıldı. Neydi o eski günler dedi boş odama. Söylediği söz
cevapsız kaldı, askıya asıldı, sallandı, paslandı, tozlandı.
Penceremin önünde duran mindere oturdu. Bir yandan gözyaşlarını
siliyor, bir yandan da aynaya bakıyordu. Parmakları yüzündeki çizgilere
birşeyler anlatıyordu. Elleri bir ara sırma saçlarına takıldı. Okşadı,
kokladı, taradı yüreğimin kırık tarağıyla...
***
Ninnileri annemden duyardım uyumak için.
Şimdilerde ninnileri ben söylüyorum yorgun yüreğime. Az da olsa
unutsun, uykuya dalsın diye. Ama nâfile. Ne onu uyutabildim ne de
kendimi avutabildim. Zaman su misali akmakta iki gözümün arasından.
Acıları sıraya sokup her gece sarhoşluk maçına çıkıyordum soğuk
odamda. Taraftarlar hüznüm, hakem gözyaşımdı. İki devrelik
sevdalara inat bitmedi bu maç. Uzadıkça uzadı. Kanadıkça kanadı,
kabuğuna sığmadı yorgun yüreğim...
***
Ağlamak yok derdi tuttuğum kırmızı güller.
Kokusu da kanattı , dikenleri de yüreğime bir çeltik attı. Aydınlığa
çok uzak duran gönlüm, yüreğimin tek basımlık gazetesine benden
habersiz ilanlar verdi. Sevdamı, sevdacıkları kaybettim hükümsüzdür.
Ne bir cevap geldi ne de bir telefon. Masamdaki son gülde soldu
solacak. Senden gelen nefesi bekliyor...
***
Dönülmez yolların sonundaydım. Ardımda sevdalarım, önümde ıslak
toprak kokusu kalmıştı. Vazgeçmişliğim ile sabahladım, avuçlarımdaki
kalp kırıntılarıyla. Bir sana kadeh kaldırdım bir de soğuk kaldırımlara.
Gökteki yıldızları meze yaptım. Ve senden habersiz hepsini kalbime
sapladım. Bulutlara elimi uzattım yüreğimde şimşekler çaktı.
Heyecanlarım çoştu, koştu, yoruldu ve sensizlikle duruldu...
***
Nerden sevdim dedim. Cevabını
bulamadım. Neden sen dedim. Bu sorunun da cevabını bulamadım. Söküğünü
dikemeyen terzi gibiydim. Sökülmüştü yüreğim bir baştan bir başa.
Titrek ellerim ne iğneyi tutar ne de ipliği. Şimdilerde bir hoşum,
bir elimde hüznün kadehi diğerinde çocuksu sevdam. Minik parmaklım,
avuçlarımda. Elindeki süt beyaz tebeşirle yazılar yazmakta karanlık
odamın soğuk duvarlarına. Küçük harflerle başlayan büyük
harflerle son bulan. Eğricik, kargacık, burgacık. özLeDİM...
***
Bir masaldı yaşadıklarım. Bir varmışla başlayan bir yokmuşla son
bulmayan. Ne üç elmalı bir masalım oldu ne de üç elmalık bir
sevdam. Hani biri anlatanın, biri dinleyenlerin diğeri de tüm
sevenlerin başına düşecekti. Hani? Yoksa masallarda yerçekimine mi
yenildi? Nasıl bir masaldı bu kahramanı olmayan, Nasıl bir özlemekti
bu kahramanı yerlerde sevdayı arayan. Nasıl bir masaldı...
***
Gönderdiğin son mektup yüreğimi kanattı. Nasılsın diye başlayan
ve bitti, üzgünüm ile sona eren. Her satırın bir ok, her nokta bir
uçurum, her cümlen bir mezartaşı. Nasıl bir mektuptu bu. Bunları
yazarken beni çok seven yüreğini ne yaptın? Yoksa dışarı mı çıkardın?
Yoksa bir şekere mi kandırdın? Bak yine akşam oluyor. Şehrimde ezan
sesleri yüreğimi okşayan. Dönüp bakmam bundan sonra resimlerine, gözlerindeki
beni hergün ben kendi ellerimle boğarım. Nasıl bir mektuptu bu. Yaşadıklarımız
bir kağıda bile sığamamıştı. Belki de senin sevdan kağıt kadar
geniş değildi. Kimbilir...
***
Yine de bir sevda var yüreğimde. Avuçlarımı dolduramayan. Şimdilerde
onunla meşgulum. Onu yeniden yeşertmek, ona yeniden sıkıca tutunmak
için. Bir o kaldı elimde. Cam faunusta beslediğim. Bu sefer bir o
kaldı elimde. Ne olur onu da almayın benden. Ne olur...
YAZAN : MURAT MANAZ
TARİH : 17.03.2002 / 15:00
|