

DÜŞLER
SAVAŞI VE İMKANSIZLIĞIN KALESİ FETHEDİLDİ
Yoksulluğun tam ortasındaydık.
Cebimizde bir tomar para olmasına
rağmen.
Ne açtık ne de açık.
Tek eksiğimiz düşlerimiz ve düşlerimize
konu olan güzel.
Yitip geçen zaman saçlarımıza aklar düşürmeye başlamıştı
ve yüzümüzdeki çizgiler
daha bir belirgin olmak için zamanla
yarışıyordu.
Çok değil az da olsa bir tutam sevgiye, dünyalar kadar değil avuçlarımızı
dolduracak kadar sevinçlere ihtiyacımız vardı.
Ama olmadı.
Kör dünya düzeninin bir zincirine bağlanmış gibiydik ve gönüllerimiz
pas tutmaya başlamıştı.
Işıldıyan gözler, gülen yürekler
çok uzaktı bize. Hem de çok.
Bir çizgi vardı önümüzde.
Bir adım ötesinde mutluluğun gülücükleri
vardı ve bir adım gerisinde yalnızlığın zifiri karanlığı.
Adımlarım ve adımlarımız çok gitti geriye.
Bir adım öteye
gidebilmek için birkaç adım hep geriye gittik.
Neden, niçin ya
da neden ben sorusuna bir türlü cevap bulamadım.
Herhal dünyanın
düzeni olsa gerek diye düşünmeye başladım.
Ve düşünmenin boş
olduğunu anladım.
Hayat kaygısı insanı acımasız, duygusuz yapar derlerdi inanmazdım.
Çünkü benim öyle bir kaygım hiç olmamıştı.
Ama doğru olduğunu
çevremdeki insanların yüzlerinde gördüm.
Benim varım-yoğum bir tutam sevgiydi.
Beni hayata bağlayan tek
hayat damarıydı sevgi.
Herkes için sevgi harcarken ben sevgiden
yoksun kaldım.
Dünyaya, hayata ve sevgiye dair ne varsa
özlemle
bakmaya başladım. Gözlerimden akan her damla yaş avuçlarımdaydı.
Avuçlarım kara-kırmızıydı.
Her damla yaş yüreğimden kopan
sevinçlerimin gülen yüzüydü.
Ama onlarda bitti. Yalnızlığım
ve
yalnızlığımın güzeli yanıbaşımda. Bir rüya misali. Görüyorum
ama tutunamıyorum.
Gülüyor ama ben ağlıyorum.
El sallıyor ama
ben gidiyorum. Yapraklarını döken bir ağaç misali yıkılmakta
bedenim.
Ve sevinçlerin gölgesinde üşümekte ellerim.
Murat MANAZ
31 Ağustos 2001

© yazgulu
|