YITIRDIGIMIZ DEGERLERDIR HASRETIMIZ Sizin de içinizi çogu kez, anlamsiz bir hüzün kaplar mi? Sanki bir haber almis, kötü bir olay olmus yada sevdiginiz birini yitirmiscesine... Alinganlasi verirsiniz sessizce. Mutsuzluk bir karabasan gibi çöküverir üzerinize. Ne konusmak, ne de birini dinlemek istemez caniniz. Oysa kimse caninizi acitip, üzmemistir sizi. Peki ya, bu içteki hüzün neden? Bu çatilan kaslar niye? Hadi itiraf edelim. Gerçekten içimizi saran, bu davetsiz hüznün anlami yok mu? Bir iç hesaplasma olamaz mi? Belki de bir özlemdir içimizi burkan. Yitirdigimiz degerleredir hasretimiz. Kanar yüregimizince ince. Bu güne kaygiliyizdir, yasanacak yarinlara. Sorarlar, "Neyin var? ", diye. Yürekten degildir verilen yanit "Bilmiyorum, içimde nedenini bilmedigim bir hüzün var." Aslinda öylesine iyi biliyoruz ki... Ne var ki o sira çaresisizdir. Ne dünleri tekrar basa alip yasamanin, ne de bu günü istedigimiz gibi olusturmanin olanagi yoktur. Bizlerde geceye ay gibi yalniz dogduk. Iste hüzün içimizi bir duman gibi sardigi an bu yalnizlik öyle derin hissedilir ki... Yalnizca kendimiz, gene kendimiz varizdir. Yasamamizda hepimizin, kimbilir ne kadar çok keskeleri vardir. Ama neden? Neden rollerimizi, repliklerimizi baskalari belirliyor? Bu izin niye? Aliskanliklara, toplumsal degerlere bu baglilik neden? Ne ugruna, ne adina olursa olsun, yakaladigimiz degerlere, öyle degerler ki bizi mutlandiran neden, sikica sarilmayiz? Biliyorsunuz, insan ömrü yasadigimiz çagda giderek kisaliyor. Ortalama atmis yil... Peki, yasadigimiz süreç içinde kendimiz için, kendi degerlerimizle neyi ne kadar yasayabildik? "Bu benim ve benim yasamim" diye kaç kez direnebildik. Hep birilerine izin vermisizdir. Ailemize, esimize, çocuklarimiza...Eh.. O zaman da geriye biraz kalan, bolca adini bilmek istemedigimiz anlamsiz hüzünler. Ahlar, uhlar... Benim de içimi o anlamsiz hüzün sikça kaplar. Aglamakli hissederim kendimi. Duydugum özlemdir. Kaybettigim, yasamdan yitirdigim sevdiklerime. "Ah" derim, "Ne olurdu yasamda olsaydilar" Istedigim, yüregimde ki sevgiyi verebilmek onlara. Yeniden yeniden kollarimi hiç çözmeden sarilmak. Peki ya, ya yasayan yitikler? Halen dokunabilecegimiz, sesini duyabilip yüzüne öpücükler kondurabilecegimiz sevgililer, dostlar ve hatta çocuklarimiz... Kimbilir belki de geriye biraktiklari sadece yürek eziklikleridir. Gülmek, agiz dolusu kahkahalarla. Sanki günesi içimize çekermisçesine sicacik bakabilmek yasama. Bazen de bükülen boynumuzla, dügümlenen bogazimizla hüzünlenmek... Ama kime? Neye? Sadece hüzünlenmeyi hak edenlere. ugur ilhan ugurilhan@hotmail.com
|