Yaşamak İşte!
Hayat sana ne verirse mutlu olursun.
(?)
Düşün...
Alıp başını şöyle çekip gidesin geliyor değil mi? Şimdi ben sana
bir imkân sunsam, desem ki esrarlı olacak gidişin, istediğin gibi. Ne
gözün arkada kalacak, ne geleceğe karşı bir tasan. Kimse senin yokluğunu
bilmeyecek. Belki biraz anıların duracak ama, zaman onu da savuracak.
Umurunda taşımak zorunda kaldığın sorumlulukların, peşinden
gelmeyecek gittiğin mekânlarda, keyifleneceksin. Üzülmek mi, asla,
sevinçten ayıkamayacaksın. Hiç tatmadığın rahatlığı tanığında,
eski günlerde neymiş, anımsamazsın. Hani vardı ya, dertli akşamların
aranan sabahları. Sıkıntıyla turladığın dört duvar. Etrafında efkârlı
dostların yok muydu bir de acısını paylaşmadığın. Endişelenme,
canını sıkan dakikalardan yoksun tarzda gününü gün edeceksin.
Tam dediğim, tam beklediğin yerdesin nihayet. Her ne üzüyorduysa seni,
yokluğuna çarpıp geri dönen hüzünle üzülme sırası onlardaydı.
Artık.. Uyandığında yetişmek için acele edeceğin işe ihtiyacın
yok. Paranın haddini lüzum gösteren hesapların yok, harcamaların sınırsız.
Eğlencelerin hiç yarım kalmıyor. Kahkahalarla gülsen dahi, o davetsiz
göz yaşların, berbat edercesine uğramıyor kalbinin derinliklerine.
Eve geç geldiğinde meraktan dualarla yolunu gözleyen annende yok.
Zahmet edip arayacağın bir dostta bulamamışsın anlaşılan. Anlaşılan
kimsenin varlığını sürdüremediği yerdesin, kimse yok. Kimseler
tamamen kurtulmuş değil dertlerden. Sakın yanlış anlama, hayatta fark
edilmeyen mutluluklarda vardır elbet.
Bakıyorum da; değişmeyen güzel ortama karşın, senin ruhaniyetin değişmiş.
Önceleri lezzet alıyordun, hep aynı lezzetten usanmış gibisin. Komik
belki ama, sanırım içimizde hüzünsüzlüğe dair bir alerji var. Hüzün;
yokken bile bizimle irtibat kuruyor yüz bulunca. Olsun, bize mutluluğu
anlatıyor.
Uzatıyorum, tutacaksan tut gönül kuşağımdan.
Evet... Demek geliyorsun, hadi yaklaş yanıma biraz. Bak, say ki elimde
bir sayfa, sana ait, senin yaşamın. Şimdiye kadar, sanki kaleme yabancı
el ile çizilmiş karalamalar. Tümü karmaşada. Öğrendiğin,
titizlikle yazıp çizdiğin taraflar da var aslında. Sayfa işgal edilmiş
ve değerlendirilmiş her hareketinde elinden, dilinden, yüreğinden
dokunan uçla. Kimisi tükenmez, kimisi tükenir. Eh, silgimde olsun bâri,
sihirli falan işte.
Hiç yaşamamış olmayı, dünyaya gelmemiş olmayı istiyordun bilirim.
Ölüme atamazdın kendini ama, çokça kaybettiklerinden dolayı yaşamını
sıfırlamayı arzu ederdin. Ona göre davranayım bende. Baştan sona
sileyim hayatını.
Başladı. !Siliniyor... Silindi! Merak etme fazla zor olmadı. Dileğin
gerçekleşince ne kaldı geriye? Heyhat! Bomboşsun. Bildiklerin, öğrendiklerin,
seni ayakta tutan doğruların, hepsi, hepsi gitmiş. Yakındığın sancılarında
vardı ya hani seni tecrübelendiren, onlarda gitmiş. Lâkin hayat devam
ediyor. Uğruna burayı terk ettiğin güzel diyardan, çağırınca geri
geldin, ve sıfırlandın. Görüyorsun, silerken niteliği dikkat olan ünlem
işareti baştaydı. Silindikten sonra ise, sonda.
Neyse ki, izlerin kaldı gözlerimde. En sade, en güzel hâlinle sen,
bende kaldın. Söyle, kendini bilmek ister misin? Ayrıca, ilk cümlemi
kendine bir kaç kez, soru cümlesi biçiminde değil, normal olarak yüksek
sesle söylemelisin benim yerime. Zamanla anlarsın... Yine de düşünmüş
müydün, hayat sana ne verirse mutlu olursun? İkisini de ben söyleyeyim.
Sen verilmiş bir mutluluksun.
Belkıs TunçAy
©yazgulu
«« |