SEVGİM BENİ MUTLU ETMELİ Tuvalet masamın önündeyim. Dikkatle aynada yüzüme, gözlerimdeki ifadeye bakıyorum. Donuk... Sanki ruhumdaki karışıklık gözlerime yansımış. Bir tek saçlarımı beğeniyorum. Ya üzerimdeki giysi. Modern tutukluya benziyorum. Mavi eşofmanlarım hala üzerimde. Kendime yabancılaştığımı fark ediyorum. Hayır bu ben olmamalıyım. Hava öylesine güzel ki... Artık bunaldığımı hatta boğulduğumu hissediyorum. “Kim bilir” diyorum. Moda, Kalamış sahili şimdi ne güzeldir. Denizin kenarında olmak istiyorum. Görebildiğim en uzak noktasına dakikalarca bakmak. Muhakkak üzerinde rengarenk tekneler vardır. Belki de büyük yolcu gemisi de görebilirdim. Uzunca bir yürüyüş düşlüyorum. Yorulduğumda insanların neşeyle doldurduğu bir kafeterya buluyorum kendime. Etrafımdaki masalarda sevgililer... Kimisi çaktırmadan öpüyor birbirlerini, kiminin eli sevgilisinin yüzünse, usul usul sevdiğini okşuyor. Hayır hayır bu gezinti sadece bir düş... Ben yalnız gezmeyi sevmiyorum ki... Evet giyinmeliyim, makyaj bile yapmalıyım... Niye mi? Kendim için... Süslenip, püslenip evin içinde oturup, geceyi bir kez daha beklemek için. Gece gerçekten uzun... Oysa sevgiliyle yaşanan geceler sevgililere yetmez... Giyindim. Giysilerimin renkleriyle uygun makyajımı da yaptım. Eh... Şimdi biraz daha iyiyim. Belki buluşur bir yere gideriz bu akşam. Ona evvelsi gece çok sıkıldığımı söylemiştim. Kim bilir belki de evine davet eder. “Hadi gel bu gece de sen benim misafirim” ol der. Onun uyuduğu yatağı, oturduğu koltuğu, yürüdüğü odaları görürdüm. Televizyonun üzerinde ya da yatağının ucunda resmimi görünce utanır, haksız yere ona kızıp, korkaklıkla suçlamışım diye üzülürdüm... Hayır hayır bu da bir düş... Evet, herhalde eve gelir... Önce biraz konuşuruz. Sonra her zaman ki gibi köşemizde oturup içeriz. Sonra yatak odasına... Sevgi ve özlem sözcükleriyle sevişiriz sabaha kadar. Öyleyse doğru uyanıp, güzel bir kahvaltı yaparız. Sonra sohbet ederiz... Akşam olmuştur artık... Eve gidip, banyo yapma, ertesi günün kıyafetlerini hazırlaması lazım... Ve veda anı işte geldi çattı. Evet evet bu düş değil. Bu olabilir... Ama ben bunu istemiyorum ki... Ben hesapsız, haftanın içine sıkıştırılmamış, gecenin bir yerinde hiç aklımda yokken, “hadi bana gel” diyen bir sevgili ya da yorgun, uykusuz olduğu bir Cuma akşamında “Yarın sabah kahvaltıyı benim evimde yapalım, gelir misin? Sonra da çıkar dolaşırız” duyabilmek... Uyuyamazdım bütün gece... Sanki sevgilisiyle kaçamak yaşayacak bir genç kız heyecanıyla sabah olmazdı bir türlü bana... Belki on kez vücudumu sabunlar, ne giysem de daha güzel olsam diye kim bilir ne kadar telaşlanırdım... Ona çiçek götürürdüm giderken. Birlikte yerleştirirdik vazosuna... Solsa da atmayacaktı. Belki ona götürdüğüm çiçekler kuruyacaktı vazonun içinde. Hayır hayır bu düşten de öte... Hiç mümkün değil... Hem de güpegündüz... Kendimi boşuna aldatmamalıyım... O sokaklar ve o ev benim için yasak bölge değil mi? Neyime yetmiyor, haftada bir ya da iki gün bu evde birlikte olmak, sevişmek... Biz liseli aşık mıyız ki ? Deniz kıyısında yürüyelim... Gece yarıları çılgınlıklar yapıp, birbirimizi görmek isteyelim... Ne kötü... Hep bekleyen benim... Gelmeni; nasıl, nerede buluşacağımızı belirlemek için telefonunu... Haklısın... Benim evde kalmamı sen istemiyorsun... Hele hele bana eve kapan hiç demiyorsun... Ne var ki gideceğim yerler sınırlı... İşte o zaman liseli oluyorum. Pastaneler, muhallebiciler ya da bir kadın arkadaşımın evi... Ah canım... Düşünsene bir aydır kaç kez seninle yürüdük... Kaç kez eskisi gibi sokakta öptün beni... Ya da bir barda içkilerimizi yudumladık... Hiç gece beni özleyip, ertesi günü bekleyemeden “Sana geliyorum, seni özledim” dedin mi? Hani sevgililiği yaşamak istiyordun? Hani sokaklarda sarmaş dolaş gezinmek... Ama gerçekten sevgililiği yaşamak istiyorum. Duygularımı ve duygularını tüm hücrelerime doldurmak... Liselileri kıskandırmak... “İşte aşk böyle yaşanır. Böyle özveri dolu... Böyle bastırılmadan, çılgınca...” der gibi. Ne yazık ki yaşanmıyor... Hep içimde bir yerlerde, bastırmak zorunda kaldığım, istekler, duygular sıkışıyor kalıyor oracıkta... Sonra büyüyor büyüyor sanki soluğumu kesiyor... O zaman kaçıyorum sevgilerden, yaşanmamışlıklardan... Hırslanıyorum. Kendime, yüreğime kızıyorum. Beynimin tüm kıvrımlarında dolaşan beklentileri, sevgimi tek tek cımbızla çekip çıkartmak istiyorum. Parmaklarımı sokup göğsüme, kanata yüreğimi avuçlayıp, ezmek... Çünkü sen yoksun... Yalnızlığımı sadece senin istediğin zamanlar paylaşıyorum... Evde, içki köşemizde ve bir gecelik yatağımızda... Ya sonra? Ben tek başıma kalıveriyorum. Neden mi? Seni üzmemek, seni meraklandırmamak için... Hayır hayır... Bir an önce silkinmeliyim. Sevgim beni mutlu etmeli, beni yaşamın sıkıntılarından alıp çıkartmalı... Tıpkı benim hissettiğim gibi en güzelini birlikte yaşamayı istemelisin, öyle ki bu isteğe hiçbir şey mani olamamalı. Birlikte direnebilmeliyiz olumsuzluklara. Bazen küçük küçük mutluluklar, renkler yakalayabilmeliyiz ... Ve bunları yaşayabilmek için ne para ne de başka insanlar araya girmemeli... Uğur İLHAN ©yazgulu «« |