Sevgiliye Gönderilmeyen Mektuplar Ölüm hep aklımda; sende ölüm gibi aklımdasın korkmadan gidebilirim ölüme senide korkmadan sevdim. Ama bilmediğim bir şey vardı sende ölüm gibi soğuk muydun sende ölüm gibi yas mıydın sende ölüm gibi son muydun. Ölüm değildi sadece aklımdaki -bana aşık olursan karartırsın dünyanı demendi. Biliyor musun sevgili hiç balık denize atılma tehtidinden korkar mı. Deniz balık için nasıl hayat ise seni sevmekte benim için hayattı. Ne bulmuştum sende diye sorardın ya... bir şey vardı yüzünde gök birden açıyordu, yeni bir yağmur yağıyordu sokaklara ağaçlara. Bir şey vardı yaz kokan bir gül, git gide çoğalıyordu yüzündeki güneşle. Başka bir şey daha vardı, bilinmeyen ben bir serapta yürüyordum sanki geceden kopup gelen bir ırmak akıyordu düşlerimin en güzel rengiyle. Eski çağlardan kalma bir şeydi. Arada bir anımsadığım, unuttuğum adına aşk denen şey demek ki sendin, bir ürperiş sıcak kan akışı gülüşünde. Seni her görüşümde. Dedim ya sevgili sende bunlar vardı. Öyle bir şey olmuştu ki, artık ne Muhammed’in nede İsa’nın aşkına sadece senin aşkına bağırmak istiyordum. Peki ya sen sevgili bir gün mavi, bir gün yeşil, bir gün kahverengi bakıyordun. Yalandı saçlarında gözlerin gibi bir gün kızıl bir gün siyah görünüyordun. Ağlaman, gülmen, konuşman, yürümen anlayacağın sevgili sen baştan aşağı yalandın. Ne demeli şimdi: içimde kangren olmuş bir yara gibisin ne seni kesip kurtulmak neden seninle yaşayıp ölmek istiyorum. Her gün biraz daha kan topluyorsun yüreğime her gün biraz daha acı veriyorsun alyuvarlarımdan kılcal damarlarıma. Biliyor musun sevgili sen ilk değilsin senden öncekilerin adlarına bile hatırlayamıyorum ama ne yapsam seni unutamıyorum. İşte böyle sevgili hatırlıyor musun seni kuzey yıldızına benzettiğim geceyi gök yüzünde bir o parlıyordu göz kırparcasına, tıpkı senin yalan gözlerin gibi. Mavi miydin o gece yoksa başka bir renk mi? İşte o gece gözlerine haps oldum. Ben seni yürek yangını bir vahada arıyordum. Arıyordum serabın körelttiği ufuklar içinde. Bulmak mümkün müydü hala bilemiyorum. Geceleri nasıl ısıtıyorsa yavrularına dişi ceylan yüreğini ve nasıl sabaha sağıyorsa süt anne yorgunluğunu benimde seni sevişim öyle çıplak öyle yalındı. Uyanırken kendi gurbetimde senin yalnızlığına bilmeni isterim ki sevgili başka sevdalara gelemem. Sende sevseydin zamanın savrulan yelesine terk etmeseydin beni, sende sevseydin yoklamasaydı ruhumu karakol copları, sende sevseydin umutlarına kuşandırsaydın şu tan vaktinde korkma sıcaklığında ölmezdim sevgili. Bazen gün ortasında bazen gece sahilde dalıp seni görüyorum. Yüzün yine ısınıyor öyle usul, usul. Ya yanaklarını didikliyor parmakların yada masada duruyor öyle güvenle. Çirkinsin diyorum haline bak, sende bilirsin neden söylediğimi üzmek için değil, nazlandırmak içindir seni. Bütün bu şakalarım, takılmalarım. Oysa bir dediğin iki olmaz şımardıkça kızdıkça daha alımlı oluyorsun. Ağlıyor musun, gülüyor musun belli değil ama susunca daha bir kızarıyordu dudakların. Her duruşun bir şekil veriyordu elbisene, her kıvrımın deli ediyordu beni, bir halin vardı ki otururken işte o hepsinden beter. Biliyorum yalnızca bir düşsün artık geçmiş zamanlarda yaşıyorsun. Ne yapsam öyle usul, usul solmuyorsun belleğimin aynasında tam bana bakıyorsun. Eğer bir gün bakışlarınla beni kurşuna dizersen sana söz olsun ki,sevgili gözlerimi bağlattırmayacağım ©yazgulu «« |