Hani Bu Gözleri Unutmazdın
!!
Okan, Bogaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisligi’ni birincilikle
bitiren, hirsli, çaliskan, tuttugunu koparan, zeki ve yakisikli bir
gençti. Okul yillarinda derslerinden baska hiçbir seyle ya da
kimseyle ilgilenmemisti. Hale disinda tabii. Hale mi? O’nu daha sonra
tanitirim. Ama su kadar ki, Okan’in hayatindaki ilk ve tek askidir
Hale.
Okan, mezun olur olmaz bir sirketin bilgi islem merkezinde ise
basladi. Okulda oldugu gibi, isinde de çok basariliydi. Sirketin
yillarca uygulamayi basaramadigi karmasik sistemleri, birkaç ay
içinde tamamlayarak patronlarinin begenisini kazandi. Bu arada
evleneli bayagi olmus, esi ve küçük kizi ile birlikte ABD’nin çesitli
eyaletlerinde bir takim görevlerde bulunmustu. Daha sonra tekrar
ülkesine dnönerek büyük bir sirketler toplulugunun bilgi islem
müdürlügüne atandi. Su an o görevi basari ile sürdürmektedir.
Hale da Okan gibi bir Bogaziçilidir. Ancak ikiz kardesiyle birlikte
matematik bölümünde ögrenim görmüslerdir. Evet, Hale’nin bir de ikizi
vardir. Lale. Lale ile Hale, birbirlerine o kadar benzerler ki,
dikkatli bakmayan, Hale’nin gözlerinin mavisinin daha parlak oldugunu
anlayamazsa, onlari birbirinden ayiramaz. Ikiz olmak güzeldir onlar
için. Bunun avantajlarini bol bol yasamislardi okul çaglarinda.
Lisedeyken her ikisi de ayni sinifa alinmislardi. Lale’nin Edebiyat’i
Hale’ye göre daha kötüydü. Hal böyle olunca ilk sinavdan geçer not
alan Hale, ikinci sinavda sinav kagidini Lale olarak imzalardi. Pek
de kimse anlayamazdi zaten. Birkaç arkadaslari disinda.
Okuldan sonra ikisi de ayri birer is bulup çalismaya basladilar. Bu
arada Hale, Okan’la evlenmisti. Lale’nin ise ne yaptigi belli
degildi. Okan ile Hale ABD’ye gidince, o da ortadan kaybolmus, kimse
ondan haber alamamisti. Garip degil mi? Evet. Oldukça...
Evet. Daha önce de dedigim gibi, Hale Okan’in ilk ve tek askidir.
Hale için de ayni sey geçerli. Birbirlerini okul yillarinda kampüs
siralarinda tanimislardi. Okan, Hale’nin o masmavi, derin bir
okyanusu andiran gözlerine kaptirmisti aklini. Öyle ki "bu gözleri
asla unutmam, unutamam" diyordu askina. Hale ile Okan hallerinden
memnundu. Ancak Lale, uzaktan uzaga onlari izliyor, sanki Hale’yi
kiskaniyor ama onlara belli etmemeye çalisiyordu. Ne olurdu ki Okan
onu sevseydi?! Ne önemi var ki diyordu sonra.
Nihayet okullar bitmis, herkes diplomasini almistir artik eline.
Içlerinde ilk önce Lale is buldu. Özel bir okulda matematik ögretmeni
olmus, sevinçten havalara uçuyordu. Çok geçmeden Okan büyük bir
sirketin bilgi islem bölümüne alindi. Hale ise henüz bir is
bulamamisti. Bulmak da istemiyordu aslinda bir süre. Ama güzel bir is
teklifi alinca da düsünmeden kabul etti. Is disinda ise Okan’la sik
sik görüsüyor, birlikte dolasiyorlardi. O’nu tanidikça hoslaniyor,
hoslandikça seviyor ve sevdikçe de askin pençesine düstügünü
hissediyordu. Okan’in durumu da aynidir vee... Günlerden bir gün,
sürpriz evlenme teklifi ile Hale’yi öyle mutlu etti ki, anlatilamaz,
görmek gerekir.
Hale, bu mutlulugu ilk önce çok sevdigi ve "sen benim diger yarimsin"
dedigi kardesiyle paylasmak istedi. Müjdesini ona verdiginde Lale,
içten içe üzülmekle beraber, kardesini de üzmemek için çok sevinmis
gibi davrandi. Birlikte pembe hayallere daldilar, ona tüm
hazirliklarinda yardimci olacakti. Sürekli yaninda olacakti onun. Ama
Hale odadan çikinca, o sevincin parlattigi güzel yüz, üzüntü ile
karardi ve yaslar çok geçmeden çenesinin altinda bulustu...
Neyse, fazla uzatmayalim, Okan’la Hale kararlarini ailelerine
bildirmisler, bilinen kiz isteme seramonisinden sonra nisan ve dügün
hazirliklarina baslanmisti. Okan’a ABD’den çok cazip bir is teklifi
gelince, müstakbel esine onunla gelip gelmeyecegini sordu. Aldigi
cevap ise onu çok rahatlatmisti. "Benim yerim, esimin yanidir" dedi
Hale. Bu ani gelisme üzerine tüm hazirliklar hizlandirildi. Onbes gün
içinde dügünü yapip yeni isinin basina geçmesi gerekiyordu Okan’in.
Dügün gecesi gelip çatmisti. Lale de en az Hale kadar heyecanliydi.
Kolay degil tabii. Yirmialti yildir hiç ayrilmadigi diger yarisindan
kopacakti bu aksam. Acaba onu üzen bu muydu? Ya da Okan mi mesgul
ediyordu hala kafasini? "Ama yapacak birsey yok ki" diye düsünerek bu
fikirlerden uzaklasip kardesine destek olmaya verdi kendini. Dügün
salonu muhtesemdi. Orkestra yerini almis, yavas yavas salonu dolduran
konuklari hos melodilerle karsiliyordu. Okan’in da heyecani her
halinden belli oluyordu. Hayat arkadasina kavusacagi ani iple
çekiyordu tabii.
Tüm konuklar yerlerini almistir artik. Beklenen sadece gelinle
damattir. Lale, gelin odasindaki herkesi disari çikarmis, kardesiyle
yalniz kalmak istedigini söylemisti. Yakinlari da gayet dogal
karsiladilar. Kardesiydi sonuçta, tabii ki vedalasacakti. Ama kapi
dakikalar geçmesine ragmen açilmak bilmiyordu. Evham basan anne,
ikide bir kapiyi yumrukluyordu. En sonunda kapi açildi. Beyaz
gelinliklerin içinde melekler kadar güzeldi Hale. Okan, oldugu yerde
donakalmis, gözünü ayiramiyordu ondan. Kayinpederin saka yollu
tokadiyla uyandi ve kolunu uzatti genç kiza. Ve beraberce salona
girdiler.
Salon muhtesemdi. Isiklar, sesler, orkestra... Hersey harikaydi.
Konuklar sabirsizligin da etkisiyle kendilerini kapida görünce
cosmustu adeta. Dakikalarca süren alkislarin arasinda nikah memurunun
kendilerini bekledigi masaya yaklastilar. Bu arada anneleri, Lale’nin
ortalikta olmadigini farketmis, gözleriyle onu ariyordu. Bulamayinca
Hale’ye sordu. Hale de garip bir sekilde acele ile Lale’nin kendisine
bu manzarayi görmek istemedigini söyledigini aktardi annesine. "Allah
Allah" diye düsündü kadin. Gerçekten garip bir durumdu bu...
Sonunda tören her zamanki klasikliginde basladi, biterken Hale
Okan’in ayagina bir basti ki ne basis... Okan aciyla yüzünü
burusturdu. Halbuki kimse kimsenin ayagina basmayacakti. Böyle
anlasmislardi önceden...Heyecandan unuttu herhalde diye düsündü Okan
kendi kendine. Memurun "sizi kari-koca ilan ediyorum" lafini duyar
duymaz Hale’nin duvaginni kaldirdi Okan. O anda da hafif bir
saskinlik yasadi. Hale’nin güzelliginden bir kez daha büyülenmisti.
Ama sanki gözlerinin rengi o eski parlakligini kaybetmisti. Ya da
salondaki isiklardan kaynaklaniyordu. O sirada Hale "sana bir
sürprizim var" diye fisildadi kulagina. Merak etti Okan ama dügünün
bitmesini beklemesi gerekiyordu. Derken misafirler salonu terkedip
çiçegi burnunda gelin ve damat nihayet yalniz kalabilmisti. Ikisi de
uzun zamandir bu ani bekliyordu mutlaka. Ama su sürpriz meselesi
Okan’i meraklandiriyordu. Ama Hale ser veriyor, sir vermiyordu adeta
ve "açikladigim zaman sürprizimin ne oldugunu anlayacaksin. Simdi
bunun sirasi degil, peki neyin sirasi sence bakalim?" diyerek
saskinlik içindeki genç adami yataga atti!
Sabah saat bes gibi Hale Okan’i kaldirmaya çalisiyordu. Ama tüm günün
"ve gecenin- yorgunlugunu henüz atamayan Okan kendine gelemedi bir
türlü. Bunun üzerine Hale sürprizini açiklayacagini fisildadi
kulagina. Okan da uyanmisti sürpriz lafini duyunca. "Seni dinliyorum"
dedi. Hale derin bir nefes alip isildayan gözlerle sözüne basladi :
- Biz var ya biz...
- Ee?
- Sen ve ben yani...
- Evet, hadi ama Hale delirtme adami bu saatte!
- Balayimizi...
- Balayi mi?
- Evet, dur lafimi bitireyim. Balayimizi Hawai’de geçiriyoruz.
- !?
- Ne güzel degil mi kocacim? Tatilimiz bitince de hemen biz ABD’ye
geçeriz, sen de isinin basina.
- Ama...
- Tatili merak ediyorsan ayarladim hepsini.
- Ama nasil olur? Balayi projemiz yoktu hani? Hem, süremiz kisitli,
biliyorsun.
- Tabii ki biliyorum. Tatilden dogru oraya gidiyoruz. Her seyi
ayarladim. Haydi, hazirlan. Uçagi kaçiracagiz..
- Uçak mi, ne uçagi? Simdi mi?
***
Meshur sürpriz dedigi buymus meger Hale’nin. Sabah kalktiklarinda
onlari kimse bulamamisti haliyle ama kimseye haber de
birakmamislardi. Hale böyle bir sey yapmazdi aslinda annesine göre
ama... Kocasina aldanmistir diye düsündü. Bu arada Lale de ertesi gün
çikagelmisti nihayet ama yüzü bembeyazdi. Morali de bozuktu herhalde.
Kimseye bir sey söylemeden evden hizla uzaklasti. Acelesi vardi
sanki.
Aradan yillar geçti ama kimse Lale’den haber alamadi. Hale’yle Okan,
balayi dönüsü islerinin basina geçmisler, dolasmadiklari ülke
kalmamisti. Onbir yil sonra ansizin çalan telefonla Okan’larin
ülkelerine dönmek istediklerini ögrendiler. Bir de minik kizlari
vardi artik. Ama Lale, hala kayipti. Gerçi aradan çok geçmeden o da
dünyayi dolastigini, kiz kardesi Hale ile Okan’i aradigini, artik
onlara çok yaklastigini, her seyi dönünce anlatacagini, çünkü
kimsenin ona inanmayacagini söylemisti ve aile de böylece yillarca
süren karanligi arkalarinda birakmanin mutlulugunu yasiyorlardi.
Sayili gün çabuk geçer misali beklenen günler gelmis, Hale ile Okan
yurda dönmüs, Hale bir özel okul patroniçesi, Okan da büyük bir
sirketler grubunun bilgi islem müdürü olmustu. Hayatlarini düzene
koymuslardi. Bu arada Lale de yurda dönmüs ve ailede bayram havasi
yasatmisti. "Neden" diye sordukça etraftakiler, "bekleyin, yakinda
ögrenirsiniz," diyerek geçistiriyordu hep.
*** *** ***
Okan, her zamanki gibi, sabah tam 08:00'de evinden çikti ve arabasina
bindi, sabah trafigiyle bogusarak is yerine dogru yola koyuldu.
Nedense bu sabah her zamankinden daha keyifliydi. Evden çikmadan önce
küçük kiziyla sakalasmasini, ardindan da karisinin dudagina mahçup
bir öpücük kondurusunu animsadi. Trafik sikismisti ve dakikalardir
bir adim olsun ilerlemek için bekliyordu. Aksilik bu ya, isi de
önemli idi. Arabanin radyosundan neseli sabah nagmeleri yayilirken
birden gözü dikiz aynasina takildi. Gördügü ilk sey, masmavi ve derin
bir okyanusu andiran bir çift gözdü. Ürperdi birden. Kirmizi arabanin
direksiyonundaki esmer bayan, sanki hiç durmadan aynadan kendisini
süzüyordu. "Hadi canim" dedi kendi kendine. Bu arada trafik de
açilmis, araçlar ilerlemeye baslamisti.
Is yerinin otoparkina vardiginda saat 08:50 idi ve önemli bir
toplantiyi kaçirmisti. Acele ile arabasindan indi, kapiyi çarpti ve o
anda dona kaldi. O iki okyanus parçasi göz, arabasinin arkasindaki
arabada parlamaktaydi. O anda beyninde simsekler çakti. Bu gözleri
taniyordu. Acaba gerçekten taniyor muydu? Evet, evet. Hiç süphesi
yoktu ki bu gözler onun onbes yil önce asik oldugu gözlerdi. Kadina
dikkatlice bakti ve tekrar bir saskinlik yasadi. Bu karisi Hale’den
baska biri degildi. Fakat ne olmustu da evden beri onu takip etmisti,
daha da önemlisi nasil olmustu da gözleri evlendikleri günden beri
ilk kez o eski rengine bürünmüstü... Zaman zaman bunu karisina da
sorardi ama karisi "neysem oyum neler oluyor sana?" deyip
geçistirirdi. Yavasça ona dogru yaklasti. Hale: "sükür ki seni buldum
Okan!" diyebildi bitkin bir sesle. "Ne demek istiyorsun, daha bir
saat önce beraber degil miydik?" diye sordu Okan. "Yazik Okan!...
Beni hiç tanimamissin. Bunca yildir izini sürdüm, pesinden bütün
Amerika'yi dolastim ama sen, kiskanç ikizim Lale’nin oyununa geldin,
O'nu ben sandin... Ondan çocuk sahibi bile oldun...". "Neler
saçmaliyorsun sen" diyecek oldu Okan ama Hale sözünü kesti :"Hani bu
gözleri asla unutamazdin Okan?" ....
©yazgulu
«« |