Geç Kalmayın !
Bu sabah mailbox 'ımda şöyle kısa bir
mesaj vardı..arkadaşımdan izinsiz kullandım ama hoşgöreceğinden eminim...
"Dün pazara açıktım yine mutluluk çiçeği ile sevda gülünü aramaya
çiçek satan elleri ve yüzü güneşten nasır tutmuş yaşlı teyzeye sordum
bana tebessüm edipte boşuna aramamamı söyledi bu yalancı dünyada
yıllar önce solduklarını ancak hayal ülkesinde bulabileceğimi söyledi..."
Siz hiç hayal ülkesini aramaya kalktınız mı son zamanlarda ? Mutluluk
çiçeğinin tomurcuklarını ektiniz mi yarınlara ? ...ya sevda gülünü
dermeyeli kaç zaman oldu ! Nasılda düştük dünya derdine.Yalancı dünya
sahtekarlığıyla yoketti hayal ülkesini. Herkes geçim derdinde.Kimsenin
zevki yok hayattan. Üç kuruşun hesabını yapıyor insanlar.Çocukluğumu
hatırlıyorum. Her hafta gazinoya giderdik, ayda 4-5 kez dışarıda yemek
yerdik. Güzel havalarda piknik yapardık şimdikiler bunlara varoş gözüyle
bakıyor. Oysa onun tadını bilenlerden dinleseler o dünyayı. Bir ağaç
gölgesinde yenen domates, peynirin, yakılan mangalların lezzetini, yaşa
bakmadan oynanan istopun, yakartopun,ip atlamanın bir anda nasıl coşku
doldurduğunu yüreğimize. Küçük küçük papatyalardan yaptığımız taç vardı,
her tarafı diken diken başak gibi olan yeşil otların avucumuzsa sürttükçe
elimizden kaymasını hatırlarım, topladığımız ateş böceklerini dilimize
ıslatıp alnımıza yapıştırırdık gün batımında. Doğa bizim elimizdeydi o
zamanlar, para bizim cebimizdeydi. Şimdi bizi yöneten ne aile bağları, ne
boş zaman eğlenceleri. Sadece hayat kavgası. Hangimiz endişeli uyanmıyoruz
sabahları. Maaşı almadan içimizden kaç kişi eline ne kalacağını
hesaplamadan harcama yapıyor. En yakın akrabanızı, arkadaşınızı ne zaman
aradınız en son ' nasıl gidiyor, keyfiniz yerinde mi ? diye..hep işimiz
olunca açılır oldu telefonlar. Hangi bayram gelince bir kaçgün önceden
ziyaret planını yapıyoruz. Çocuklarımız ve biz bayram gelse de bir yerlere
kaçsak derdindeyiz. Okullar bile eski tadında değil. Mahalle okulları
gitgide yok oluyor özel okulların gölgesinde. Tıpkı marketlerin tüketmesi
gibi sokak bakkallarını. Okula giderken halimi düşünüyorum da şimdi;
örgülü uzun saçlarım, beyaz yakam, siyah önlüğüm. Sihirbazın çantasından
neler çıkacağını izlediğim meraklı gözlerle açtığım beslenme çantam
geliyor aklıma birde saçbaş darmadağın, yaka kaymış, tebeşir tozuna
bulanmış önlüğüm. Komşu teyzelerimiz vardı, amcalar, abiler, ablalar. Her
sokakta muhakkak bir deli, bir hacı amca ya da hacı teyze bulunurdu. Oysa
ki şimdi akıllıya hasret kaldık yaşantımızda.Çocukluğun doya doya
yaşayanlardan oldum. Mendil aralarında aldığım harçlıklar, beyaz bir
tabakta gelen ev baklavası, Sokaklarda kurulan bayram yerleri...Apartman
duvarlarında yankılanan çatapat ve mantar seslerini en son ne zaman
duydunuz ? Kaçımızın penceresinde çiçek var...ve tadını çıkararaktan
suluyor onu. Sadece kurumaması için dökülen suyun içinde olmayan yaşama
sevincini, bizden birşeyler kopararak topraktan süzüldüğünü hangimiz
görüyor...yapılabilecek tek şey var gibi.. o da bizim elimize bakan bir
çiçeğe bile sabahın en mükemmelini sunabilmek zira onun tek dünyası
biziz.Aramaya gerek yok aslında sevda gülünü. En ufak bir hüzün çöktüğünde
gözlerimiz doluyorsa, baskasının acısında sızlıyorsa yüreğimiz, coşkusunda
içimizden çığ gibi büyüyorsa sessiz çığlıklar sevda gülü hala yaşıyor
demek ruhumuzda..Hayal ülkesini ise çoktan yokettik ellerimizle.
En azından şimdi birşeyler yapın, hadi telefona sarılın sesini uzun
zamandır duymadıklarınız için. Küçük bir saksı koyun evinizin köşesine onu
canlı tutarak kendinizi güçlü hissedin. Ekmek arası birşeyler hazırlayıp
bir ağaç gölgesinde oturun, telaşe içinde insanları seyrederek kendinizi
şanslı görün bunu yapabildiğiniz için..
Dünyaya mana veren insanoğlu...o zaman insan gibi yaşamaya ve bunun tadını
çıkarmaya başlayın..belki yarın olmayız ya da olamaz sevdiklerimiz.
sevgilerimle..
arzu altınçiçek
25/07/03
©yazgulu
«« |