|

Beyaz Kaptanın Hikayesi ! ..
Evel
zaman içinde deniz kenarında küçük bir köy varmış. Bu köyün halkı
denizcilikten başka iş bilmezmiş. Yaşlı, genç, kadın, erkek bütün köy halkı
denizle uğraşır, hayatlarını mavi suların kendilerine sağladığı nimetlerden
faydalanarak sürdürürmüş. Dış dünya onlara kapalıymış. Deniz insanlara,
insanlar birbirlerine yardım ederlermiş. Kimi balık avlar, kimi ağ örer,
kimi sünger çıkarır, kimi tekne yapımında uzmanlaşmaya çalışırmış. Bir de
herkesin hayalini süsleyen bir iş varmış: Beyaz Kaptan'ın denizaşırı
gemisiyle uzun seferlere çıkıp, ticaret yapmak. Böylece bilinmezi bilmek,
görülmeyeni görmek, tadılmayanı tatmak mümkünmüş çünkü. Ama Beyaz Kaptan
yanında çalışacakları çok zorlu sınavlardan geçirip seçtiği için, bu öyle
herkesin gerçekleştirebileceği türden bir hayal değilmiş. O seferlere
çıkabilmek için gözüpek olmak, geride bırakabilmek, denizden başka bir şeye
aşık olmamak gerekirmiş. Gemi sefere çıktı mı, beş altı aydan önce dönmezmiş
köye. Her gelişinde genç kızların dört gözle beklediği kumaşları, süs
eşyalarını, köyde bulunmayan faydalı otları ve alışveriş karşılığında
aldıkları değerli şeyleri boşaltır, insanların satmak istediği malları
yükledikten sonra yeni bir sefere çıkarmış. Geminin mürettebatı sadece bu
değiş tokuş için karaya iner, yükleme işi bittikten sonra onları gören
olmazmış. Beyaz Kaptan'sa sadece miço ile çımacı geminin törensel
yanaşmasını gerçekleştirirken kaptan köprüsünde belli belirsiz görülürmüş.
Geminin miçosu limana her yanaşmalarında, çımacı dostunu görünce büyük bir
keyifle halatı fırlatır, çımacı da büyük bir maharetle halatı havada
yakalayıp tek bir harekette babaya dolarmış. Bu ikisinin ustalık dolu
hareketlerini izlemek köy halkının en sevdiği şeylerden biriymiş.
Birbirlerinin gözlerine baktıklarında dostluğu gören miço ile çımacı, köy
halkı kendilerini alkışladıkça daha da büyük bir şevkle sarılırlarmış
işlerine. Kaptan belki deniz aşkıyla yıllar önce terkettiği köyü daha fazla
görmenin rahatsızlığı, belki de geride bıraktığı karısı, oğulları ve kızı
tarafından görülmenin korkusuyla, uzaktan izlermiş olanları. Sonrası yine
açık deniz, sonrası yine uzun bir sefer… Kaptan herkesin gerçeğinin ayrı
olduğuna ve herkesin bir gün kendi gerçeğini bulacağına inanırmış. Hatta
miçosuyla çımacının bir kayanın üstüne oturup sohbet ettiklerini gördüğü
gün, "Ah deli çocuk, bilmez misin ki denizcinin dostu, denizdedir" demiş
kendi kendine ama hiç karışmamış bu imkansız dostluğa. Limana bir sonraki
yanaşmalarında miço gelip de "Ah Kaptan ah, denizcinin dostu denizdeymiş."
deyince içinin cız edeceğini bile bile karışmamış. Bir gün köye çeşit çeşit
malı getirirken, yerle göğü bir eden korkunç bir fırtınaya yakalanmışlar.
Usta denizci köye yanaştıklarını biliyormuş ama deniz fenerini göremediği
için bir türlü gerekli manevraları yapamıyormuş. Neden sonra denzi
fenerinden cılız bir ışığın yükseldiğini görünce rahatlamış. Tam dümeni köye
kıracakken, yağmur damlalarının kanatlarına kırbaç gibi inmesine aldırmayan
bir papağan gelip konmuş omzuna ve dile gelmiş: "Babası terkettiğinden ,
ağabeyleri de denize sırtlarını döndüklerinden beri lanetli damgasıyla
yaşayan mavi gözlü ceylan, sırf gemin karaya oturmasın diye canını ortaya
koyup yaktı bu gece feneri. Ama köyün utanç içindeki halkı lanetlidir deyip
güvenmedi ona, delidir deyip dışladı, her zaman olduğu gibi suçladı. Şimdi
incecik bedeni buz gibi gecenin ortasında geminin limana yanaşmasını
bekliyor. Kimbilir belki de gizli bir sevdanın cesaretiyle tek başına
fırtınayla savaşıyor." Beyaz Kaptan bu sözleri duyar duymaz önce kendisiyle
sonra da miçosuyla yüzyüze gelmiş. Ve bir anda fırtınayı korkutan bir sesle
gürlemiş: "İstikamet açık deniz!.." O günden sonra köy halkı Beyaz Kaptan'ın
gemisini bir daha asla görememiş. Bir daha asla dış dünyadan bir şeye
dokunamamış. Ama deniz kızları, kimi hüzünlü gecelerde Beyaz Kaptan'ın
bilinmez denizlerde suda yüzen bir mavi gözlü ceylan gördüğünü ve hüzünlü
bir türkü söylemeye başladığını anlatıp durmuşlar:
Bilirim ki sevgimiz
Aslında veremediğimiz
Bir bilinmez denizde
Yitip gitti bedenimiz.
Gonderen :
Tansa DaLkılıc
©yazgulu
«« |