|

Sen aşka aşık… ben
sana…
Aşka aşık bir adam var şimdi çok uzaklarımda…
Aşka aşık bir adam var şimdi nabzımda…
Aşka aşık bir adam var taa en derinimde…
Aşka aşıktı adam… Aşksız olmaz diyordu, başka bir şey demiyordu… Yüreği öyle
kırılgandı ki, dayanamıyordu bu dünyanın adaletsizliğine… O yüzden hiçbir
zaman tam olarak iyi hissetmedi kendini… Hep bi şeyler eksikti… Hep idare
eden günler izliyordu birbirini… Mutlu olduğu günlerde bile, dünyanın bi
köşesindeki mutsuz insanları düşünüp üzülüyor, mutluluğunu onların
umutsuzluklarına gömüyordu… Ama umut kıvılcımları saçıyordu sesi… Ne kadar
çaresiz olursa olsun, düşüp dizlerini kanatsa da hayatın geçit vermez
yolları o her defasında ayağa kalkıp tekrar yola devam edebilecek kadar
kocaman bir yüreğe sahipti… Her daim aşk vardı çünkü yüreğinde, her şeye
karşı sonu gelmez bir aşktı onu kendisi yapan… Aşka aşıktı adam… Hüzün
mevsimini seviyordu en çok… Hazan mevsimi Aşka Aşık Adam demekti, Aşka Aşık
Adam hazan… Yere düşen her yaprağa bir anlam yüklüyordu… Her birine tek tek
yitirdiklerini yazıyordu hiç usanmadan… Alıp kitaplarının sayfaları arasında
saklıyordu yaprakları, artık bir daha dönmey ecek olan her yitirdiğine inat…
Aşka aşıktı adam…. Ruhundaki çocuğu yitirmemişti henüz.... Çocuk masumiyeti
ilk günkü kadar tazeydi benliğinde… Çocuk kalabilmekti belki de onu bu denli
farklı kılan… Etrafında büyümek isteyen onca insanın aksine o biliyordu
ancak bir çocuk gibi bakarsa görebileceğini her şeyi olduğu gibi… Aşka
aşıktı adam… Her ne kadar sevmediğini söylese de çok seviyordu İstanbul’u…
Yüreği daraldıkça Marmara’nın kıyısında buluyordu kendini… Hırçın dalgalara
dalıyordu ürkek gözleri… Denize anlatıyordu içindeki dehlizleri… Aşka aşıktı
adam… Biliyordu her aşk ayrılıklara gebe… Biliyordu aşk umut etmekti, aşk
gelmeyeceğini bile bile beklemekti… Biliyordu, aşk acı çekmekti…
Bir gün beklediği aşkı buldu sandı ama “İmkansız” diyordu Kristal Kadın ona…
“İmkansız bizim aşkımız…” İmkansızdı da gerçekten… Eğer bi parça umut
olsaydı bu aşk için koşup gitmez miydi sanıyorsunuz Kristal Kadın… Gidip bir
ömrü sıcaklığını hiçbir zaman duyumsayamayacağı göğsünde uyuyarak geçirmek
istemez miydi… Gidip hiçbir şey yapmadan, ona hiç dokunmadan saatlerce
gözlerinin taaa içine bakarak günü akşam etmeyi istemez miydi… Gidip tüm art
niyetlerden, tüm beklentilerden arınmış aşkını köprüdeki biletçiye,
Kadıköy’deki simitçiye, Beykoz’daki ayakkabı boyacısı çocuğa, Sultan
Ahmet’teki güvercinlere ve İstanbul’un hiç bilmediği ve hiç bilemeyeceği her
köşesine haykırmak istemez miydi… Ama olmuyordu işte… Bu aşkın kaderi yıllar
ve yıllar önce yazılmıştı… Silmeye gücü yoktu Kristal Kadının… Keşke
olsaydı… Keşkelerle bitirdi ömrünü Kristal Kadın… Son “Keşkesi” ve tek
“İyikisi” oldu Aşka Aşık Adam’a olan aşkı…”Keşke sevmeseydim seni” derken
keşkesi kendi için değildi.. Aşka Aşık Adama ol an aşkı hayatındaki en
güzel, en doğru, en kendini bulduğu şeydi… Ardında bırakacağı adama
üzülüyordu şimdi her şeyden çok… Kristal Kadın zaten sonsuzlukta bulacaktı
aradığı huzuru… Ama adam yaşanmamış anıların altında ezilecekti bir ömür…
Kristal Kadın’ı kahrediyordu bu son demlerinde… Gözyaşları yarım kalmış her
şey adınaydı şimdi… Yarım kalmış ve hiç yaşanamayacak tüm anılar içindi
keşkeleri… Ama çok sevdi Kristal Kadın Aşka Aşık Adamı… Hem de hiç olmaması
gerekirken, hem de tam giderayak, hem de hiçbir şeyin bu aşkı imkan
dahilinde yapamayacağını bile bile…
Küçük bir oyunla başladı her şey, çocuksu bir heyecanla… Benliklerindeki
çocuklar elele verip, hiç olmayan mekanlarda daha önce hiç oynanmamış
oyunlar oynuyordu… Umutlarını uçurtma yapıp uçuruyorlardı sonsuz gökyüzünde…
Hayallerini kağıttan bir geminin içinde yüzdürüyorlardı sığ bir su
birikintisinde.. Hiç olmayan bir dünya kuruyorlardı sadece ikisinin bildiği
ve sadece ikisine ait… O dünyaya sokağımız dediler… O dünyada bir daha
benzeri olmayacak duygular beslediler ve büyüttüler o duyguları çocukları
gibi… O dünyada kırılganlıklar, o dünyada hüsranlar, o dünyada yıkımlar, o
dünyada çıkmazlar da büyüttüler farkında olmadan…. Sonra o oyun düşleri
oldu… “Mavi Düş” diyordu Kristal Kadın; “Bu bizim mavi düşümüz…” Önceleri
Aşka Aşık Adam daha çok savunuyordu bunun bi düş, sadece bi düş olduğunu….
“Uyanacağız bir sabah, ve sona erecek bu düş…” diyordu… Kristal Kadın’da
öyle olmasını istiyordu aslında… Aşka Aşık Adam uyanarak bitirmeliydi mavi
düşü, Kristal Kadın sonsuza dek uyuyarak… Hiç u nutulmayacak bir düş tadında
yaşanmalı ve Bİ GÜN bitmeliydi her şey… Geçmişe bakılıp küçük bir tebessümle
hatırlanacak, merak ve umursamazlık duygularının arasında sıkışıp kalacak
bir düş olarak kalacaktı yaşananlar ve yaşanamayacak olanlar… Ama olmadı…
Düş çizgisini aşıp hiç olmaması gerekirken gerçeğe yol almaya başladı bu
aşk… Olmamalıydı, düş olarak kalmalıydı… Kalamadı… Gerçeğe yol aldıkça acı
kaçınılmazdı… Gerçekler acıyı da getirdi beraberinde… Ve acı tüm duygularını
bastırıyor şimdi… Kaçınılmaz bir sona koşullandırmıştı Kristal Kadın
kendini… Ve bu yemin her ikisine de çok acı veriyor şimdi… Aşka Aşık Adam
çığlık çığlığa zamanı durdurmaya çalışmakla meşgul, Kristal Kadın olanların
sevdiği adamı daha fazla üzmemesi için zamanı hızlandırmak çabasında… Ama
zaman kendi bildiğini okumakta kararlı…”Ben Zamanım… Gücünüz yetmez beni
durdurmaya, hızlandıramazsınız dakikaları ne kadar istesenizde… Kendi
bildiğim yolda akar, kendi nehir yatağımda çağlarım… Hem ilacım yaralara,
hem ızdıra p bekleyişlerinize…”
Ve Kristal Kadın hiç söylememesi gereken şeyleri bir kez daha söyleyerek
şöyle diyor son kez:
“Çok sevdim ben seni, hiç sevmemem gerekirken… N’olur çok görme bana bu son
sevdayı… Bak isminde gizli sonuncu oluşun… Biliyorum aslında hiç tahmin
edemediğim kadar üzdüm seni, biliyorum faydası yok hiçbir şeyin… Ama zaman
ilaç da olduğunu söylüyor yaralara bak… Unutacaksın CANIM… Unutacaksın
yaşanmayanları, yaşadık dediklerimizi de üstüne ekleyerek… Hiçbir acı
sonsuza dek sürmez… Aşka aşıksın sen, aşkla devam edeceksin virgül koyduğun
hayatına yeniden… Hiç görmediği, caddelerinde hiç gezmediği bir şehri özler
mi insan? İstanbul’u özlüyorum şimdi tüm özlemlerin üstünde… Ve seni
özlüyorum hiç hak etmediğimi bile bile… Ben demiştim, anlatmaya çalışmıştım
bir zamanlar, hatırlasana CANIM…
“Kaybettim uğruna savaş verdiğim her şeyi… Didindikçe yitirdim etrafımdaki
tüm güzellikleri… Değer verdikçe değersizleştim, umut bekledikçe ertelendim…
Bu anlamsız düzen aldı beni benden, senden önce… Senden önce de çocuksu bir
saflıkla uzattığım ellerime dikenler koydular… Senden önce de sonsuz bir
boşluk içindeydim… Senden önce de çok kereler yenildim… Sen geldin değişti
sandım tüm renkler, değişti de bir süreliğine… Önümde uzanan düz çizgi yön
değiştirdi sandım… Kurtuldum bir süreliğine asırlık prangalarımdan, nedensiz
kaygılarımdan… Çok kısa sürdü pembe düşsellikler… Uyandım…
Sen geçerken uğramıştın hayatıma, anladım…Şimdi sen, gözümde varolduğun
yerden rahatsız, orda kalıp kalmamakta kararsız… Şimdi sen, bendeki seni
çözmeye çalışıyorsun… Gereksiz… Benim çıkmazlarım bana kalsın…
Umutsuzluklarımı beslemeye çalışıyorum yıllardır aslında hiç olmayan
umutlarla… Süt isteyen bir bebeğe su verip kandırmaya çalışır gibi
kandırıyorum benliğimi hiç olmayacak şeyler için… Benim dünyam yalnızca
kendimi kandırdığım masum, zararsız yalanlarla, aldatmacalarla dönüyor…
Hayatım bir mutluluk oyunundan ibaret… Ve kimseden avuntu beklemiyor
yüreğim… Sen olduğun yerde kal benim için… Ben seni hiç olmayışında
düşledim… Barış dedim adına, kumral bir kız çocuğunun gözlerindeki ışıltıda
gördüm seni, aynadaki yansımam yaptım … Bu düş sadece bana ait… Sen bana
aldırma...”
Hiç unutmadığını biliyorum aslında, buna rağmen niye hatırlatma gereği
duyuyorum onu bilmiyorum… Hiçbir şey bilmemek ne acı Aşka Aşık Adam…
Ve sen demiştin ki…
“ölüm kadar gerçek olsaydı varlığın...
sen bir hayaldin sadece
ve bir hayali seveceğim kadar seviyordum seni....
düş(tün) güzelliğinle yüreğimin içerilerine...”
Evet, hayaldim… Evet DÜŞ(tüm)…. Düş bitti, uyan artık… “N’olur” dedirtme
bana… Bir de sen böyle yapma n’olurrrr…. Gitmek üzere olanlar aşık olamazlar
mı Aşka Aşık Adam… Hakları yok mu buna, söylesene… Yüreğime söz geçiremedim,
suç benim mi? Sen aşka aşıksın… En çok sen anlarsın… Susma yalvarırım…
Yalvarırım bir şeyler söyle… Lanet oku, intizar et ya da ne istersen onu
söyle, yeter ki beni sessizlikle bırakma bir başıma… “
Ve geri kalan tüm cümleleri boğazında düğümlendi Kristal Kadın’ın… Aşka Aşık
Adam ondan da önce terk etti o sokağı… Mavi Düş karanlığa gömüldü, umutlar
sonsuzluğa… Ve bu aşk hiç yaşanmaması gerekenler arasında aldı yerini…
Geçmişte tebessümle hatırlanamayacak olan, pişmanlıklarla dolu, düşken
karabasana dönüşen bir çıkmaz sokak bu aşk şimdi… Ne edilecek bir çift söz,
ne yazılacak iki satır dize var artık… Sadece hüsran bu düşten geriye kalan…
Sadece gözyaşı…
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN AŞKA AŞIK ADAM… VE BU HİÇ YOKTAN YAZDIĞIM HİKAYE DE
DOĞUM GÜNÜ HEDİYEM OLSUN SANA… DEDİM YA, SEN AŞKA AŞIKSIN… TANIŞMAMIZIN DAHA
İLK GÜNLERİNDE YAPMIŞTIM BU YORUMU SENİN İÇİN… YANILMAMIŞIM… ÜZGÜNÜM, KEŞKE
YANILSAYDIM… HAYAT HİÇ UMMADIĞIN, DAHA ÖNCE KİMSELERİN TATMADIĞI EN GÜZEL
DUYGULARI, EN BÜYÜK MUTLULUKLARI GETİRSİN SANA KOYNUNDA… DÜŞLERİN HEP MAVİ
KALSIN… BİLİYORUM AYNI ZAMAN DA HAZANSIN SEN… BIRAK HAZAN HÜCRELERİNDE,
KALBİNİN ORDA BİR YERLERDE HEP KALSIN… KALSIN Kİ HİÇ BİR ZAMAN
UNUTULMAYACAĞINI UNUTMAYASIN… KALSIN Kİ ÇOCUK YANIN İNSANLIĞA AĞLASIN…. AMA
SESİN HER DAİM GÜLSÜN AŞKA AŞIK ADAM… IŞIK SAÇSIN SESİN, UMUT VADETSİN… HİÇ
GÖRMEDİĞİM GÖZLERİNDE YAKAMOZLAR, HİÇ DOKUNAMADIĞIM SAÇLARINDA YILDIZLAR
OLSUN HER DAİM… BEN SENİ SENSİZLİKTE ÇOOOK SEVDİM…
Gonderen :
Aleyna Güneş
©yazgulu
«« |