Yüzleşme

Genç adam omuzlarını esnetmeye çalıştı. Olmadı başını hızla sağa, sola salladı. Boynundan gelen kütürtüler. Memnun,memnun rahatlamasına sebep oldu. Pencerenin önüne gelerek,tülü kenara çekti. Dışarıda bardaktan boşanırcasına bir yağmur yağıyordu. Yüzünü iyice cama yasladı. Aşağıda miyavlayan kedi yavrusunu görmek için çabaladı. Ara sıra ileri doğru uzattığı patisini görebiliyordu. Dönerek sırtını cama yasladı. Dili şap gibiydi.Ağzını suyla çalkaladı.Hala başı kazan gibi ağrıyordu. Ne yaparsa yapsın, akşamdan kalmanın ağırlığını üzerinden atamamıştı. Mutfağa geçerek cezveyi ocağın üzerine sürdü.Aç karnına bir sigara yaktı.Ve derin bir nefes çekti. Ayaklarının yerden kesildiğini sandı. Bir nefes sigaranın kendisine bu kadar etki yapacağını hiç düşünememişti. O gideli tam doksan gün olmuştu. Doksan tane yirmi dört saat. O günün akşamı hala zihninde taptaze duruyordu. Nasıl unutabilirdi ki. Ne bir not, ne de bir mektup. Öylece bırakıp gitmiş. Çılgına dönmüştü ondan kalmış bir iz bulabilmek için her tarafı aradı.Çekmeceleri, dolapları karıştırdı. Divan altlarını yokladı. Sanki bu evde böyle bir kadın yaşamamıştı. Pes etti.Yenilmenin verdiği üzüntüyle, odanın ortasında kalakaldı. Omuzları düştü,kolları daha uzun görünüyormuşçasına sarkarken vücudunun kendisini dinlemeyip iflas ettiğini o an anladı. Gözünden yaşlar sicim gibi akıyordu. Beyninde sadece bir tek cevabı verilemeyen soru vardı./ Neden? / Sarsak adımlarla yürüdü, ve merdivenlerden aşağı inmeye başladı. Dışarıda bu günkü gibi yağmur yağıyordu. Aylar sonra ilk defa meyhanenin yolunu tuttu. Hayattan hiçbir beklentisi kalmamıştı. Yanında o olmadıktan sonra, yaşanmış hayat, hayat değildi. Cezvenin taşmasından çıkan cızırtıyla kendine geldi.Hayretle ağladığını fark etti. O günden bu güne hiçbir şeyin değişmediğini anladı. Zaten değiştirecek gücüde kalmamıştı. Avuç içi kadar ufacık olan daireyi, ne zorluklarla bulmuşlardı. Hayatının en güzel günlerini onunla beraber yaşamıştı. Hayat oydu, yaşam oydu, onun olmadığı yerde kendisinin hiç olduğunu biliyordu.Mutfaktan çıktı ve yatak odasına geri döndü. Son zamanlarda bir haller olmuştu. Geceleri uyuyamıyordu. Uyusa bile sabahları hiç kıpırdamadan uyanıyordu. Rüyalarında hep onu görüyordu, sarmaş dolaş yatarken. Bazen sabahları uyanınca yastığı okşuyordu. Onu okşar gibi. Günlerce neden terk edildiğini anlayabilmek için kafa yorup durdu. Sanki bir anaforun içine düşmüş,dönüp duruyordu. Kafasının içinde bir sürü soru dolaşıp durmasına rağmen,hiç birini cevaplayamıyordu. Kahveyi içince kendini biraz daha iyi hissetmeye başladı.Üstünü giyindi ve dışarı çıktı. Yağmur dinmiş bembeyaz bulutların arasından güneş yüzünü göstermişti. Minik kedi yavrusu önündeki çöp parçasıyla oynamaya devam ediyordu. Bu gün işe gitmemeye karar verdi./Artık hiçbir şey düşünmeyeceğim./ Dedi / onu bile / Acaba gerçekten içinden çıkarıp atabilmiş miydi? Unutmak o kadar kolay mıydı? Birden aklına onunla yapmış olduğu bir konuşma geldi. O sormuştu:…Dünyada en güzel şey nedir? Hiç düşünmeden soruyu yanıtlamıştı:…Sevmek Arkasından ikinci soru geldi….Ya sonra? …Sevilmek. Dedi genç adam. Genç kız yeniden sordu:…Neden sevmek sevilmekten daha güzel? Genç adam soruyu rahatlıkla cevaplamıştı….İnsan,sevdiğine, sevildiğinden daha çok emindir. Sokağı baştan sona yürüyüp geçti. Köşeyi dönüp. Gözden kaybolurken, genç adamın yüzünde beliren gülümseme aldığı bir kararın sonucumuydu, yoksa geçmişten kalan bir alışkanlık mıydı bilemeyiz ama o şunu çok iyi biliyordu. Gerçekten sevmişti. Sevildiğine emin olmasa bile. 

19-09-2005 Pazartesi Tuğrul Ahmet PEKEL

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: