TÜY GİBİ…

 

Büyümeyi sevmedim ben…
Büyümek denen şeyin gereklilik hali, olgunluğu sevmedim ben…
En karabasan yanıysa, sırf büyüdün diye girmek zorunda bırakıldığın kalıplar…
Büyümenin buna değer olduğunu hiç sanmıyorum aslında.

Ben vazgeçtim dur burada desem hani ve geri dönüşü olsa hani…

Çok değil beş durak geride ineyim istiyorum şu otobüsten.
İneyim ve bekleyeyim otobüsü, diyelim ki yeniden…

Ama hiç gelmesin…
Ve ben bilmeyeyim, hiç gelmeyecek otobüsü beklediğimi.
Ve kimse de ses etmesin otobüs gelmeyecek diye…

Acayip mi ?

En iyisi soru sorma, çünkü oturup anlatamam, hepsinden önce üşenirim fazlaca…
Bak işte bu da büyümenin kazığı ya…
Büyüdükçe üşenirsin.
Üşenirsin çünkü büyürken yoruluyor insan.
Yoruldukça üşeniyor insan.

Bakma yüzüme öyle ve hatta anlamaya da çalışma.
Madem sen de büyüyorsun zamanda,
Anlamsızlık kabul etmelisin en çoğundan…
Büyük olmak, anlamsızlığı da anlam kabul etmektir unutma…
Ben unutuyorum, ama sen unutma.

Hem sen bana takılma,
Daha doğrusu benim takıldıklarıma takılma.
Bir dönme dolap ki hiç sorma…
Ne kadar takılırsan o kadar döner başın,
Ve ne kadar dönerse, ondan fazla karışır, karışık olmayanların…

En iyisi karışık bile olsa gülümsemek sahiden.
Karışık olduğu için sıkılır ya insan,
Silkeleyip atmak lazım sıkılır hali,
Sıradan olduğu inancıyla gerçekten bir gülümseme gerek, kendi içine,
Anlamsızlığın komedisine ve hatta tümüne…
Aslında bu da kendine attığın kazıklardan sadece biri ya, neyse…
Daha aklı başında tabirle, çok bilindik bir saklambaç oyunu.
Ebe olan da olmayan da aynı kişi,
Sadece bir kişi saklanıyor ve yine bir kişiden, kendinden…

Neden mi ?

Sıradan bir akış için sıradan olmak ve öyle kalmak gerek…
Bunu kabul edeli çok olsa da, kabul etmek yeterli değil.
Yetişmeli, kabul edileni istemekten daha fazla, büyütmeli.

Aslında denenir, zorlanır, bir süreliğine de olsa ikna edilebilmiş gibi olur.
Tam bu noktada, ikna edildiğini düşünürken yine fırtına kopar yeniden…

Fırtınaya şaşkın olunmaz,
Çünkü tanıdıktır, çok bilindik,
Adı isyan…

İsyan haykırır; beni neden bu kadar zorladın ?
Çınlar aklının her köşesinde.
Sıkıştırır göğsünü, tam soluk alacağın anda keser nefesini.
İsyan sorar, pes mi ?

Şu çizgi belirir gene o anda,
Bu tarafta olmak ya da öbür tarafa geçmek çizgisi…
Halbuki çizgi görmeye hiç tahammülü yoktur insanın.
Hele ki iki tarafın birbirinden bu denli tezat halinin,
En vıcık vıcık görüldüğü çizgilere tahammüller çok zaman önce tükendiyse…

İsyan daha tahammülsüz oysa,
Pes mi dedim ?..

Tamam bırak beni, pes dedim…

Tahammülsüz olduğu kadar ısrarcı,
Üç kere söyle !

Yeter dedim !
Pes…
Pes…
Pes…

İsyan gider…
Gittiğini anlamaksa zaman alır.
Son med-cezir bittikten sonra bilinir, gerçekten gitmiştir.

Yine aynı noktada, başladığı yerde ve hiç başlamamış gibi oluverir her şey.
İsyana yeni bir davetiye çıkarmamak için,
Cesaret yeniden kapıya dayanana dek, pes…

Cesaretin kapıyı çalacağı kollana dursun,
Bir daha hiç denememenin doğruluğu ihtimali her defasında daha da kuvvetlenir.
Yeniden denemek ise denememenin gücü yanında deve ve cüceden hiç farksız durur.
Sıradan bir akış için sıradan bir kalıba girmeyi zorlama deneyimleri,
Hep aynı şeyi hatırlatıyor;
Cüce, cüce olurken zamanda, aslında en başında deveydi.
Küçüle küçüle cüce oluverdi.
Ve şimdiki duruşuyla, çok az hali kaldı;
Un ufak olmuş, gözden tamamen yitmiş ihtimal şeklinde vedalaşmasına.
Bunu biliyorken bile hala inatlaşmanın anlamıysa; cüce bile olsa ihtimal olduğu gerçeği.

İşte böyle bir şey;
Sıradan bir akış için sıradan olmak ve öyle kalmak istemek…
Bazıları için düşünüldüğünden daha zor.
Çok istediği halde imkansız oluşunu, bilmeyene anlatmak oldukça zor.
Anlaşılması kısmına ise gene takılı kalınmamalı.
Bilene anlaşılır gelmiyorken kendi hali,
Bilmeyene nasıl anlaşılır olur…

Her neyse işte…

Büyümekten buralara nasıl geldim hiç bilmiyorum…
Aslında bilmek istediğimi de sanmıyorum.
Çocukken birden büyümek istediğim geldi aklıma,
Çok büyümek ve mümkünse hemen büyümek istediğim…
Büyümek güzel görünüyordu çocuk akılla bakınca.
Önemli bir şeydi hepsinden önce…
Ama bazı formaliteler vardı ki çocuk akılla görünmeyen, büyüdükçe fark edilen;
Aşılması için ne zaman bir formüldü, ne de büyümek…

Öylesine zordu ki formalite demek tüy gibi kaldı,
Adına hayat dediğim koca gökyüzünde…

” mor ve ötesi, gerçekten güzeldi… “

Ebru Kargın

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

15 + nineteen =

%d blogcu bunu beğendi: