“RUH İKİZİM”E…

“RUH İKİZİM”E…

Sadece sen ve bana ait bir zamandı 25. saat. Biz seninle 25 saat yaşıyorduk her günü. Bir yıl 366 gündü ikimiz için. Aslında bize kısıtlı zamanları yaşamak düşerdi, gerçeği bilir ama inadına görmezdik. Her salisesini beraber solumuş olmaktan mutluluk duyarak, hayatın akışından, boyunduruklardan, mecburiyetlerden çalınmış kısıtlı zamanlar yaşıyorduk. 
Zaman su misali akıp gidiyor ama dünya duruyordu birlikte olduğumuz saatlerde. Kör oluyordu birbirimizden başkasını görmeyen gözlerimiz. Bitmek bilmeyen bir özlemle uzun uzun bakardın gözlerime. Her buluşmamızda bıkmadan izlerdin beni ayrılana dek. Ben, ne oldu diye sorardım, sen ‘yok bir şey, seni izliyorum’ derdin her seferinde.
Beni ne çok sevdiğini bilirdim ve severdim seni delice. Aşk desen bizdeydi, sevgi desen bizde, özlem desen bizdeydi fazlasıyla. Birbirimizin yanından ayrılır ayrılmaz özlüyorduk. En çok tüketilen kelimeler arasındaydı “özledim seni”. Günün bir çok anı beni düşünürdün hissederdim. Her arama, “bende seni arıyordum şimdi” sözleriyle selamlanırdı diğerimiz tarafından. O kadar benimleydin yani, o denli sen olmuştum aslında…
Ben senin yıllarca aradığın, sen benim inançla beklediğimdin. Bu yüzden bir çok şeyden önce gelirdik birbirimiz için. Kolay değil, boşuna “ruh ikizimsin” dememiştik birbirimize. Tanrı’nın bir gün karşılaşmaları için yeryüzüne gönderdiği iki ‘eş ruh’tuk. 
Ne kadar çılgınlık varsa hepsi sendeydi. Deli doluydun, uçarı kaçarı, çılgındın benim gibi. 
Bu yüzden en çılgın anları seninle yaşayıp en güzel ilkleri paylaşabiliyordum seninle. Deliydin çünkü, akıp giden trafiğe aldırış etmeyip sokak ortasında dansa davet edebilecek kadar çılgındın üstelik. Yasaklardan çok daha fazlaydı yasakları önemsemiyor oluşun. Dünya umurunda değil hallerin, önemli olan sadece “şu an” ifadelerin. Başkaydın işte her şeyinle başka ve bana aittin aslında.
Bazen, yaşanmamış bir çocukluk özlemi gibi yersiz kıskançlıklarımıza, alınganlıklarımıza, sindiremedikçe uzattığımız tartışmalarımıza taşırdık çocuksu tarafımızı. Sonra güler geçerdik kolay olmasa da. Hadi derdin bu masada bırakalım şu tartışan iki deliyi de devam edelim yolumuza. İnanırdık onların orada kaldığına ve gülerdik köşeyi döner dönmez onların haline. Biz değildik çünkü yersiz gerginliğe sebebiyet verenler. Onlar çocukluğumuzdu, sevdiğine kırılgan bir çocuk hassasiyetinde alınabilen çocuk yanlarımızdı. 
Gerçeğin ne olduğunu sende bende bildik, gördük her zaman. Ne kadar çok sevdiysek o kadar çok sahiplendik birbirimizi. O kadar çok acıttı canımızı bizi bizden ayıran formaliteler.
Hayata karşı duruşuma tutkun, ellerime, gözlerime, saçlarıma vurgundun sen benim. Günlerin beni mutlu edebilmeye programlıydı çoğu zaman. Arada bir ayağına takılıp seni tökezleten gerçekleri saymazsak. Saymadığım öyle çok mutluluk var ki bana yaşattığın. Ve sayamayacağım kadar çok sensizlik acısı… 
Şimdi beni bütün benliğiyle seven seni ve yaşadığımız dillere destan sevgimizi anlatmaya kalksam bu sayfalar yeter mi? Bilirim ve bilirsin ki yetmez.
Bu sana yazdığım, gönderilmemiş ilk mektubum. Seni, bizi, deli dolu sevgimizi anlatan daha onlarcası sözüm olsun. Yanında en huzurlu zamanları yaşadığım, güvendiğim ve gönül verdiğim adam, seni herkesten daha çok sevdim biliyorsun…

Tuğba İZGEL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: