R E K L A M L A R

Artık oldukça yaşlanmıştım. Hayatımı paylaşmakta olan kadınla, cinsel bakımdan, eskisi kadar yakın değildik ama, arkadaşlığımız eskisinden çok daha ileri bir düzeye ulaşmıştı. Zaman zaman, hayata küsmüş bir şekilde, içime kapandığım çok oluyordu. O zaman, hemen bir şeyler ayarlıyor, ya bir iç veya dış gezi fırsatı yaratıp beni de peşine takıp bir yerlere götürüyor; yahut da, kıskanmaktan filan vazgeçip, bekar ve kaliteli hanım arkadaşlarını da davet ettiği partiler düzenleyip benim de onların arasına katılıp hoş vakit geçirmemi sağlamaya uğraşıyordu. 
Ancak dikkat ediyordum da, davet ettiği hanımlar, daha ziyade, olgunluk devirlerinin bile sonuna yaklaşmış olan kadınlardı. Benim bu davetlere pek de iştirak etme hevesinde olmadığımı, zoraki katıldığımı fark edince:
-Sana ne oldu anlayamıyorum, dedi. Senin için davet ettiğim bu mükemmel hanımların çoğu, seninle samimiyeti ilerletmek için ellerinden geleni yaptıkları halde, sen hiç birisine yüz vermiyorsun. Hatta aralarına katılmakta bile nazlanıyorsun. Çok değiştin sen.
-Doğrusunu söyleyeyim mi sana? Bana yeni heyecanlar yaşatabilecek, birileri ile takılıp, biraz neşelenip canlanmamı istediğinin farkındayım. Sağ ol, senin gerektiğinde ne kadar özverili olabileceğini biliyorum zaten. Ama, davet ettiğin hanımların, yaşıma uygun olmasına dikkat etmen, alakamı çekmelerini önlüyor. Benim alakamı çekebilecek genç kadınların, aramıza katılmaya pek de hevesli olmayacaklarını düşünebilirsin ama, yaşıma uygun gördüklerini de benim beğenip ilgilenmem mümkün olmuyor işte. Bari senden güzel olsalar… Nerden buluyorsun bunları allahaşkına?
O, hayretle baka kaldı bana: 
-Aman sen de, bu yaştan sonra, genç kızlarla mı birlikte olmayı düşlüyorsun hâlâ? Kırıldım da vallahi. Daha evvel beraber olduğun kadınlar, benden güzel miydiler yani? 
-Bu lafın gelişi canım. Biraz kilo aldığın halde bile hâlâ senden güzel kadın yok etrafta. Sana kaç kere açıkladım ben, sen benim nazarmda, erişilebilecek en son mükemmeliyette yaratılmış bir kadınsın. Ama burada, sırf iyi vakit geçirebilmek bakımından bir ilişkiye girmeyi düşünsem bile, bunun, genç ve güzel bir kadınla olmasını tercih ederim tabii ki.
-Ha hayy!… ‘Horoz ölmüş, gözü çöplükte kalmış’ derler ya o hesap desene? O çöplükte ki piliçler, seni ister mi acaba?
-Vallahi bu onların sorunu. Ben kendi tercihimi ortaya koyuyorum, gerisi beni alakadar etmiyor pek. Yaşlanmakla estetik anlayışımda, tercih ettiğim, beğenip birlikte olmayı arzu edebileceğim kadın tipinde, yaşlanmamla, bir değişiklik olmadı pek.
-Olur mu ayol?.. Yaşını umursamayıp, seni tercih edecek genç kızların da çıktığını varsaysak bile, alem ne der buna? Birlikte çıksanız bile, herkese sevgili olduğunuzu bile kabul ettiremezsiniz, açıklayamazsınız bile. Yadırganırsınız. Hem, pek alâ senin yaşlı bulduğun o hanımlarla da gayet uyumlu ilişkiler yürüten yığınla erkek var. 
-Tabii vardır. Ama bu birliktelik, birlikte yaşlanırken, yavaş yavaş gerçekleşen değişikliklerin pek de farkına varılamamasından kaynaklanan bir alışkanlıktan değilse, çevrenin baskısının oluşturduğu çaresizlikten doğan bir mecburiyetten kaynaklanıyor olabilir bu. Yoksa, gençlik yıllarında beğenilip arzu edilen erkek, kız ve kadınların, yaşlılık yıllarında da, eskisi kadar çekici bulunup arzulanılması kadar doğal ne var? 
-Kafama takıldı. Yani şimdi, bizim birlikteliğimiz de, bir alışkanlığın sonucu olarak mı devam edip gidiyor?
-Bizim ilişkimiz başka bir şey. Belki o da var ama, bizim birlikteliğimizde cinsellikten öte bir şeyler de var. Onu bırak şimdi de benim belirtmek istediğim, bu kadar özel zevklerimizin bile başkalarının beğeni ve tasvibine uygun olmasının beklenmesindeki saçmalık. Genelde, insanların yaşlandıkça, dış görünüşleriyle beraber, cinsel tercihlerinin ve estetik anlayışlarının da değiştiği sanılıyor galiba. 
-Bu da nereden çıktı şimdi?
-Baksana, yaşı biraz ilerleyen kimselerin gençlerle ilişki kurması yadırganıyor. Oysa aslında, hayat bu gibi ayrıntılarla vakit kaybedilemeyecek kadar kısa. 
-Öyle ama, ne kadar bucak yıpranıp ihtiyarlıyor işte.
-Haydi bunu kabul edelim. Ama, bu ilişkide bulunan çiftlerin kendilerini alakadar eden bir durum, aleme ne bundan?
-Haklısın galiba. Aman, elinden geliyorsa, umursamayıver, kafana göre takıl sen de.
-Doğru da, toplum içinde yaşamaya devam zorunluğu var. İster istemez etkileniyor insanlar.
-Gördün mü? Toplumu dışlayamıyoruz hayatımızdan demek ki…
-Bu kadarla kalsa iyi. Ya yaşlıların giyim kuşamlarına ve toplum içindeki yaşantılarına getirilen sınırlamalara ne demeli.
-Ama bu daha ziyade, yaşlıların kişisel performanslarının azalmış olmasından kaynaklanmıyor mu? 
-Haydi, bu performans farkının, toplumsal etkinliklerde haklılık payının olduğunu kabul edelim. Ama genel olarak, performans eksikliğinden ziyade, anlayış farklılığından kaynaklanan bir yanlış anlayış bu. Giyim kuşamda beklenen farklılıktan bile belli değil mi bu? Giyim kuşamın performansla ne ilgisi var ki?
-Giyim kuşama getirildiğini sandığın tahditler de, moda dünyasının geleneklerinden kaynaklanıyor olabilir. 
-Aslını ararsan, iş bu kadar basit değil. Giyim kuşam, bu çağda daha ziyade örtünmek için kullanılsa da, kozmetik ürünleri çokluğu ve çeşitliliği de göz önüne alınırsa, bilhassa kadınlar için etkin bir ambalaj olarak kullanıla geldiği yadsınamaz. Genç ve güzel kadınlara sonsuz olanaklar sunan çeşitlilik söz konusu olduğu halde, yaşlılar için bir takım sınırlandırmaların bulunduğu bir değerlendirme farklılığı var bunda bile. Giysilerde daha belirginleşen bir renk ve stil sınırlaması da var. Haydi, erkekler için bu renk, bilhassa stil sınırlaması her zaman var da, kadınlar bakımından yaşla ilgili olarak, daha da belirginleşiyor bu sınırlamalar. Genelde nedense dişi renkleri olarak kabul edilen, pembe ve kırmızı benzeri frapan renklerin kullanılması bile adeta kabul edilemiyor. Yaşlılara, hiç sevmedikleri, belki de nefret bile ettikleri kahverengi, gri, siyah benzeri sevimsiz ve soğuk renkler uygun görülüyor. 
-Bak bunda haklısın. Yaşlı kimselerin, daha çok da hanımların, giyim kuşamına kadar varan bu hoşgörüsüzlük, hatta aksini yapanların, alaya alınıp ayıplanması, benim de pek hoşuma gitmiyor. Doğru bulduğumu da söyleyemem; onun için de pek aldırdığım yok bu yakıştırmalara zaten. Ama, cinsel konudaki haklılık paylarını da inkâr etmemek lazım. ‘Davul bile dengi dengine’ demişler.
-Bak seni bile şartlandırmışlar buna. Belli bir yaşa gelindi mi, cinselliğin terk edilmesi gerektiği düşünülüyor her halde. Halbuki, bütün yaşlıların, cinsel isteklerinde ve tercihlerinde, çevrenin baskısı ile saklanmaya çalışsalar da, öyle önemli bir değişiklik olmuyor. Hem biliyor musun, burada, daha ziyade de erkeklere yönelik, kimsenin fark etmediği büyük bir ikilem de var.
-Sahi mi? Neymiş o?
-Bak yavrum, bütün görsel ve yazılı basında reklamı yapılan kadınların hepsi genç ve güzel… Ambalajları da hiçbir sınırlamaya tabi olmayan mükemmel, göz alıcı şeyler. Tabii ki etkisi de güçlü oluyor. Hem yoğun bir reklam kampanyası yürüteceksin hem de yaşlı erkeklerin, bu reklamların etkisinde kalınmamasını isteyeceksin, bu mümkün mü? 
-Anlamadım, Medyanın, kadın reklamı yaptığını da nereden çıkardın sen şimdi? Benim haberim yok öyle bir şeyden.
-Sadece medyada değil, her yerde, nerdeyse bütün sanat yapıtlarında da bu böyle. Ama, reklam dünyasında bu çok üstüne basılarak tekrarlanan bir şey bu. Tabii, herkes başka bir metanın reklamı yapılıyor sanıyor, ama aslında, muhtemelen, reklamcıların bile farkına varamadıkları bir şekilde, ısrarla reklamı yapılan mal, gençler ve özellikle de genç ve güzel kadınlar. 
-Ay sen, reklam filmlerinde filan kullanılan mankenlerden mi bahsediyorsun yoksa?
-Evet, tabii… Hiç alakası olmayan malların reklamında bile, harika ambalajlı, yarı çıplak o kadınların, özellikle de genç ve güzel kızların, boy göstermesindeki hikmet, ne ola ki? Örneğin, kamyon reklamlarında bile, o genç, güzel, çıtı pıtı kadınların işi ne? Kamyonla kadınların, hele öylesine genç güzel kadınların arasında nasıl bir ilişki kurulabilir. Ben öyle ışıl ışıl, seksi bir kamyon şoförüne hiç rastlamadım.
-Aptal, orada kadın kullanılmasında maksat, kadının reklamını yapmak değil. Siz aptal, kadın budalası, erkeklerin ilgisini çekmek.
-Ben de onu söylüyorum ya. Bütün ilgi kadına… Bu kadar ısrarla reklamı yapılan, mükemmel ambalajlanmış bir mala, erkeklerin alakasının artması da gayet doğal tabii. Ondan sonra da, kadın budalası mı oluyor, bu kadar mükemmel pazarlanan bir mala sahip olmak isteyen erkekler?
-Aman lafı çarpıtma burada, hoş görünüşlü kadınların sunduğu mala, ilgi çekilmeye çalışılıyor.
-Peki, bu reklamlarda, pek nadir olarak da kullanılıyor olsa, kullanılan erkek mankenler de neden pek yakışıklı ve genç acaba?
-Canım bundan doğal ne var. Tabii ki genç ve güzel insanlar kullanılacak reklamlarda. Yaşlı cadıları mı kullanacaklardı ki? Onların sunduğu malla kim ilgilenir. 
-Hah şöyle. Sonunda sen de benim görüşüme geldin. Bu sürekli reklamların amacına ulaştığı da meydanda. Acaba, o kadınların, bu kadar çok reklamı yapılmamış olsaydı, sen bile, bu kadar doğal karşılar mı idin, bütün reklamlarda, o nefis gençlerin, çoğunlukla da o harika kadınların kullanılmakta olmasını? Mesela şu kamyon reklamında, asıl alıcı olacak olan kimselerin benzeri, bakımlı, temiz giyimli normal bir kamyon şoförü, ya da kamyon şoförü olduğuna inanılabilecek ve tecrübeyi de çağrıştıracak yaşlıca bir adamın kullanılması daha mantıki olmaz mı idi? Ama bu durumda, araya sıkıştırılmış olan, genç ve güzel kadınların reklamından vazgeçilmek icap edilmiş olacaktı, değil mi? Sana daha da önemli bir şey söyleyeyim mi; bu yayınlar olmasa, bu günkü estetik ve güzellik anlayışı bile çok farklı olabilirdi. Güzellik anlayışı, hatta estetik kriterler, insanların, çocukluklarından itibaren, sonradan öğrenip şartlandırıldıkları bir şey. Bir Çinli, bir zenci ile bir beyazın, hatta bunların kendi aralarında bile, bölgesel etkilerin meydana getirdiği farklılık, kadın güzelliği üzerine farklı görüşlerin ortaya çıkmasına sebep olmuyor mu? Herkes kendisine öğretilen, lanse edilen güzelliği tercih ediyor. Onun için değil midir ki, bir zamanlar tombul, orta boylu hanımlar güzel kabul edilip tercih edildiği halde, şimdilerde sıska, sırık gibi kadınlar revaçta. Çünkü reklamı yapılanlar onlar.
-İyi aman!.. Herkes, işi gücü bırakmış, genç, güzel kadınların reklamını yapıyor, tamam mı? Erkeklerin, bu reklamlardan etkilenip birer ‘kadın budalasına’ dönüşecek kadar da aptal’ olduklarını da onayladığına göre, bir diyeceğim yok artık.
Kızdı mı nedir, çıkıp gitti.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: