Oyuncak mıyım ki ?

30 yaşındasın ve 20 yaşında bir çocuğun oyuncağı oluyorsun. Bunu kim kabullenebilir ? Sorarım sizlere. Ben çocukken zevk alırdım eskiyen oyuncaklarımı terk etmeye. Sanırım bunun cezasını çekiyorum. Birde, 18-20 yaşlarındayken kendi kendime oynadığım bir oyunu şimdilerde tekrar oynamaya başlamış olmanın burukluğunu yaşıyorum. 

Hayatın bütün güzelliklerini babam ile birlikte toprağın altına koyduğumu düşünüyorum. 18-20 yaşlarındayken, odama çekilir, yatağıma uzanır, pencereden gökyüzünü seyre dalardım. Odamda zifiri bir karanlık. Hoşuma giden yazıları kestiğim dergi ve gazete küpürleri. Hepsi de anlamsızca bana bakar, feri sönmüş gözlerimle bir gün daha yaşamak istercesine beklemeye başlardım. Sonrasında bir mucize olurdu. Sihirli bir deynek değmişcesine hayata yeniden sarılır ve umutla yarınları yaşamayı beklerdim.

Bu oyun 20\’li yaşlarıma kadar devam etti. Belki de zevk aldığım ama kimselerle paylaşamadığım bir oyundu. Bir gün yeniden yaşamak istersem işte bu sihirli deyneğin bana tekrar dokunmasını isterdim. 30\’lu yaşlarıma kadar bu oyun oynanmadı yüreğim de. 

Ve bütün oynanan oyunlara inat devam etti yaşama arzum. Taki, kuralsız bir aşkın girdabına düşene kadar. Hani \’Yarıya kadar, bir bataklığın içine düşersin de, bir el uzanır seni tutar ve yukarı çeker. Hatta hayalini bile kuramadığın bir yüksekliğe çıkartır. Sonrası mı? ….. bu sefer yarıdan fazlan bataklığa girer. Çırpınırken de daha fazla batarsın.

Ve …… 
Cami önüne terk edilen bir bebek.
Ve……
Bataklığa saplanmış bir adam.
Ve…….
Çocukça yaşanmış bir aşk hikayesi kalır geriye.
Dahası da eskimiş bir oyuncak gibi terk edilmişliğin kalır.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: