Kaldırımdaki Güller

 

ADAM, bahçe içindeki evinin bitişiğine bir atölye yapıldığını görünce çok üzülmüş, fakat onun plastik çiçekler üreteceğini anladığında, biraz rahatlamıştı. Ne de olsa beterden beteri vardı. Fakat durgun havalarda gelen kokular, pek hoş değildi.

Atölyede üretilen gül ve çiçekler, daha sonra kaldırımda yer almaya başladı. Firma sahibi, böylelikle yer darlığına çözüm bulmuş, bedavadan reklam şansı elde etmişti. Çiçeklerle donatılan bir sürü metal tezgâh, atölyenin önüne sıralandı. Kaldırım, bir resim tuvali kadar renklenmiş, sağı solu dökülen solgun yapılar, her zamankinden fazla göze batar olmuştu.

Bahçe sahibi, durumu fark etmekte gecikmedi. Ve evinin dış sıvasını yaptıktan hemen sonra, onu koyu bir pembeye boyadı. “Çevreye uyum” işi halledilmişti. Daha sonra da, kaldırımı dolduran ruhsuz güllere inat, bahçesinde gül yetiştirmeye karar verdi.

Baharın ilk günleriyle birlikte, sarıdan kırmızıya, ateş renkli olandan, leylak renkliye kadar, bir bahçe dolusu gül görücüye çıkmıştı. Atölyenin önünden geçen insanlar, ciğerlerine sızan zehirli havayı son zerresine kadar boşaltır ve bahçeye gelir gelmez, derin derin nefes almaya başlarlardı. Bu sefer gül kokusu kaplardı içlerini, güller açardı sanki yüzlerinde. Hele bir de aceleleri yoksa, bir bahane bularak orada oyalanır ve ipek yanaklı sevgililerini ziyarete gelen bülbülleri dinleyip dinlenirlerdi.

Gül yetiştiren adam, eğer bahçede ise, nefeslenen insanları fark etmemiş görünür, evinde bulunduğu zamanlardaysa, perdenin arkasından gizlice gözetleyip, yaptığı işlerle gurur duyardı.

Adamın bahçesi, ona göre bütün bahçelerden farklıydı. Gün boyunca içinden çıkmıyordu. Fakat bir süre sonra, bahçesindeki bülbüllerin de, diğer bülbüllerden farklı olması gerektiğini söylemeye başladı. Onların renklerini değiştirip, bir muhabbet kuşu gibi yapması imkânsızdı. Ama farklı şekillerde ötmeleri mümkündü. Kanaryalara, bülbül sesi dinletildiğini duymuştu. Bülbüllere de, bülbül sesli sanatçılar ilham verebilirdi.

Adam, bu güzel buluşunu gerçekleştirmek için, televizyonu bahçeye çıkardı. Ve orta yere yerleştirdikten sonra, bol şarkılı kanalları sürekli açık tuttu. Bülbüller ötmelerini keserek, tek şarkıyla “şöhret” olmak isteyenleri, bazen bağırıp duran, bazen bir şey söylerken, yerde taklalar atan yeni yetme gençleri dinlediler. Elbette bu arada, her türlü programı ezberleyerek, yeni bir imaja kanat açtılar.

Yoldan geçenler, bülbüllerin bazı güvercinler gibi, arada bir ters taklalar attıklarını ve bu arada garip bir şekilde ötmeye çalıştıklarını görerek hayret ediyorlardı. Fakat en çok şaşırdıkları husus, onların peygamber kokulu gülleri terk ederek, kaldırımdaki plastik güller üzerinde yuva yapmalarıydı.
Cüneyd Suavi

Latest posts by ygafmin (see all)

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: