Hangisi Sen

Ne kadar açılsa da tendeki kapı; bir o kadar uzaklaşıyor coğrafyamdaki suretin…”
Boşluklardan arta kalan , soru işaretlerinin aralığına sızan bir bakıştın önceleri…Hangi kapının altına bıraksam kağıtlarımı, hain bir rüzgara yenik düştü düşlemler…
Pusulamda karargâhı çoktan belirlenmiş bir şehir…Geceler maviye kaçıyor da; isyanımdan söz geçiremiyorum an’a…Avuçlarımda eskiden kalma bir renk…Aşk ki; yalnızca şehirden şehire kaçtığımda tutulurdu…Şimdiyse yalnızca tedavülden kalkmış bozuk bir para gibi, bu yalnızlık ve belki bu aşk. Ne yana vursam içi boş, anlamsız bir gürültü… 
Ne kaldı silinmemiş izlerin bıraktığı yerde…Bir yerde aşka düşüyor, bir yerde düşürülüyorum…Hesapsız bir oyun bu, perdesi zamansız…adabı yok. 
Dündü…Sinirleri alınmış bir kız çocuğu edasıyla, karalanan cümlelere bakıyordum…Oysa bana ait olan hiçbir şey yoktu…Duyguma çarpan nice duygusuzluk…
“Artık ağlamak bile sahte diyorlar; sus ağlama…”
Tuhaf demek istemediğim, yalnızca bir yerlerden tanıdığımı çok iyi bildiğim kıvranmalar var, katlarını henüz dolduramadığım bahçemde…Tohum atmışlar haberim olmadan…Yabancı bir duygu, yıllardan sonra…Yüzümde bir derin darbe, geceden miras..Okudukça tarihe dönüyor ellerim. Yitik, parçalanmış bir yığın sancı…Bir merhabaya denk düşmüş bütün hoş çakallar…Vazgeçmemiş yürek, azılı sevdaların hırçın vurgunundan…yıkılsa da an; yıkılsa da yüzler kalkıp yeni bir şehir kurmuş kendisine.

Böyle zamanlarda dönüp izliyorum duvarları, donmuş bir bakışla..Baktıkça içime dolan, doldukça izlerini bugüne taşıdığım yığınla karmaşık, çoğu artık neredeyse anlamsız, ruh kavgalarını izliyorum…Solumda saati durmuş, kurmak için yerimden doğrulmamı bekleyen ufak bir kıpırtıyla..
Zaman ne de çabuk gelip kuruluyor her yere…Gelmek istiyorum… \”dur\” diyor.. Dur ve GİTme… 
Ben hiç durduramadım ki olumsuz eklerin boşluğa düşüren ezgisini…
Avuçlarımda ürkek sözler, dokundukça sessizlik diyorsun… Geliyorum, ince bir aralıktan sana (b)akıyorum. Yine aynı çelişkinin fotoğrafında bir kareye yenik düşüyoruz. Bir adım ileri ve bir adım geriye tutsak, soluk alıyoruz geceden. Çizilmemiş hayallerin gölgesinde çığlıklar atıyorum, duyabilene aşk olsun…. 
(S)olgun (s)özler yanı başımda..kırılmadan kaçıyorum pencereden… Ya da pencere kırılıyor kaçamadan… Usul usul, dolaşıyorum duvarların gerisinde…
bir ses…

oldu iki….
….bir anlam
ettik çok …. 
Düşsüzlüğümde düşüncesizce düşüncene daldım, üzgünüm…. 

(D)üşüyorum sözlerinden…
Düşüyorum gecenden, takılıp kaldığım teninden…
SarMA beni uzaklara…
Kalkmak istemiyorum kollarından…
“Ne kadar kapatılmaya çalışılsa da tendeki kapı; anladım ki bir o kadar yakınlaşıyormuş coğrafyamdaki suretin…”

Mahir Eroz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: