Düşündükçe

Gecenin sessizliğinde,soğukluğu ürpertir kelimelerindeki sesin manidar yankılarını. Doğrulduğunda yıllardır baş koyduğun yastığından ,gözyaşlarını örten yorganın savurur seni gecenin derinliğine. Sen gökyüzünden yıldızları topluyorsun ışık salsınlar diye gözlerinin fecrine …Yaranın kabuk bağlamayan sızısı vurduğunda ciğerine,huzuru aradığın sessizlikte tefekkürde duruşu ,kılışı irdeliyorsun bedeninin her zerresinde. Bir bakışa hasret kalanların beldelerine dalıyor gözlerin susuyorsun…
Hani tek başınayken beşeriyetten uzak iklimlerde ,düşüncelerin yorduğu saatler zuhur edince hülyalara,silip atamıyorsun yaşananları. Güneşin aya bıraktığı,gündüzün geceyle sıralandığı,yıldızların bulutlarla kucaklaştığı bir esintide,rüzgarın hangi yönden estiğini izlersin sahranın o bitmeyen sıcaklığında. Her geçen günün ardından,takip eden ayak izlerini sahildeki dalgaların kumlarda yazılmışları boyayınca rengine,suyun üzerine yazı yazmaktan öte bir şey var mı diye düşünürsün yaşadıklarının üstüne,bunca yaşananların üstüne….
Yoksa bir ağaç misali yetişmesi yıllara dayanan,gövdesi kalınlaştıkça üstüne tırmananların çoğaldığı,yaprakları sarardıkça yas tutan,hep aynı noktada,hep aynı şeyleri yaşayan,hayatın hep aynı dalından asılan ,düşünemeyen,harekete geçiremeyen,ayaklarımızdan prangalanmış,bir suçlu muyuz yoksa,ömrümüz boyunca beklemeye mahkum…Suçlu muyuz acaba yaşadıklarımızı,yaşayacaklarımızın bir bedeli olarak taşımaktan. Sorumlu muyuz bir başka diyarda gözyaşı döken çocuk namına…
Acaba hissetmediğimiz duygular adına kaç nesil sonra tandırda pişen ekmek misali yanar yürekler. Deniz ağlar taşar,toprak ağlar çatlar,gökyüzü ağlar dereler çağlar. Değirmenlerimizde neler öğütürüz bilinmez. Kuytularda emekleyen sözlere inat yaşarız biz hala…
Kaç söylenmeyen söz sır tutulur benliğimizde,kim bilir kaç sözümüz vardı tutamadığımız. Hani her güneş doğduğunda geceden kalan sabaha,görünmeyen yüzlerin kirlettiği nidaları,siyahın beyazı örttüğü gibi,bir bir örtecektiniz. Hani asıl marifet ak sütün içindeki ak kılı fark edebilmekti. Hani hayatta unutmadıklarımız unutulan bütün değerlerin ağırlığının altından kakacak kadar unutulmazdı. Hani unuttuklarımız hatırlandığında karın güneşin karşısında erimesinden daha farklıydı…..
Zamansız zamanlardan topladığım her gözyaşını özenle saklıyorum. Bu yaşlar hep o ertelenen bir kenarda bırakılmış duyguları ifade eden tek güvencem,tek kanıtım. Umudumun yeşerdiği tomurcuk dalında,gülün kalkmadan önce düşmemeyi öğrendiği safha….düşe kalka ama dosdoğru! Şöyle bir kenarından aralayıp huzur veren diyarlara imrenerek bakmayı,hep bir sızı olarak taşısam da gölgede açmayan çiçek misali,gölgesini siper bildiğim ayın ışığına inat,güneşin ışığını aldığı nice sevda bekçileri görüyorum….
Ve sen ! Yüreğindeki ucubenin ışıltılı ışıklarını tefekkürdeki manaya riayet yakmalısın. O zaman ne rüzgar eğdirebilir başını,ne de çöl sahrasının sıcak fırtınası. Bir ilahi güçten başka…
Varlığının yokluğunda,yokluğun mağrur duruşunu hissetmelisin. Sabır ve şükrün duayla karıştığı,yanan gönüllerin ikliminde,sen de olmalısın….

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: