Adını sen koy

Merhaba 
İlk kitabımın bazı bölümlerini yolluyorum.
Konu: sevdam, hayata bağlanma nedenim; MELEĞİM…
………………………
……………………………………………………
İnsanoğlu diyor düşünmeye başlıyorum. Adem ve Havva ile başlayan sonsuza yol alan. Ya olmasaydı ya Adem babamız elmayı yemeseydi diyorum ne olurdu?
Belki insan olmazdı, dünya ve hayat olmazdı ama şunu iyi biliyorum ki sana olan aşkım evrenin ıssız bir köşesinde , ruhların ağlayıp çaresizliğine güldüğü bir köşesinde ,herkesten ayrı ben seni yaşardım. Belki bedenim, belki beynim belkide sen olmazdın ama ruhlar aleminde olmayan kara gözlerini , olmayan kalın siyah saçlarını ve tatlı ötesi gülüşünü arıyor olurdum.
Kaderimiz belki farklı yazılacaktı sen Paris’in Cumhuriyet Caddesi’nde İnternational Hospital’da  dünyaya gelecek soylu bir ailenin yine en temiz ve en güzel kızı  olacaktın. 
Bense Amazonlarda günde yılan ve timsahlara birkaç canın verildiği otçul bir kabilede( söylemek istemiyorum ama) bir hayvan gibi dünyaya gelecektim. Biraz büyüdüğümde farklı olduğumu hissedecek bir amacım olduğunu anlayacaktım. 
Aşk denilen o büyülü iksiri koklayacak timsahlarla kardeş olup, yılanlara yol sorarak seni bulacaktım. Belki de bulamayacaktım ama varoluş nedenimi unutmayacak içimde haykıran  o deli gönlü bir köşede susturup , hançerle adını yazacaktım; sonsuzluk denen sensiz yeşeren bu evrene.
Ama bunlar olmadı Adem babamız elmayı yedi. İnsanlar dünya denen çatısız köhne bir eve geldi. Bense bu evde mutluyum,bense bu evde huzurluyum. Çünkü ,evimi aydınlatan ,aşkımı anlayan bir meleğim var.
İyiki varsın bitanecik Meleğim!
Bu köhne evden çıkma zamanı , bülbüllerin ağlayarak aşkını anlatmaya başladığı , güllerin dikenleri anladığı , insanların odalarından ,kafeslerinden çıkma zamanı ; yani bahar zamanı…
Bir ilkbahar yağmurunun verdiği neşe ile merhaba dedim sana.
Yağmurlarla geliyor sen kokan topraklarda yaşıyordum. Bu bahar başkaydı, bu baharda  kokladığım lalelerde sen vardın. Saydığım papatya yapraklarında  ilk defa seviyor çıkıyor,çıktıkça başka bir papatya arıyordum. Çiçek açan ağaçlar , yeşeren topraklar gibi bende yeniden doğuyordum. Yüzümde açan çiçekleri kokluyor,kokladıkça sana bir çiçek daha açıyordum.
Gözlerimden akan damlalar artık yaş değil, nisan yağmurlarıyla gönderdiğin aşk damlacıkları. Her tanesi seni andırıyor, hemen dışarı koşuyorum. Sağnak sağnak yağan sen, senin için ıslanan , boş sokaklarda aşkını haykıran ben oluyorum. Yağmurlar durunca bende duruluyorum. Boş sokaklar doluyor, dolu insanlar boş boş gezinir oluyorlar.
İnsanlardan kaçmaya başlıyorum bir sokaktan diğerine , diğerinden ötekine. Belki bir iz, belki sen dolu bir sis arıyorum.
Kızıyor ama isyan edemiyorum. Kanıyor ama akamıyorum. Bağırıyor ama duyulamıyorum. Sırılsıklam olmuş bedenimle , yürüyen bir sessiz gemi olup sonraki yağmura kadar açılıyorum. 
Tek işçisi ben tek yolcusu sen olan…
İyi yolculuklar Meleğim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: