Netsem acaba

Yazar Mehmet ozbilgin

.hmmessage P { margin:0px; padding:0px } body.hmmessage { font-size: 10pt; font-family:Verdana } karanlık bugün
ay ışığıda yok
bulut yok
gökte bu hal niye
umutsuzluğa
karanlığa
beş kala
susuyorum

sesim sığmadı içime
hiç kimse
duymadı
hiç kimse
keban’lı olmadı
korkusuzca dönüyorum
dünüme
çırçır düşümde kaldı

kebanlı
arıyorum köşe köşe
içim ürperiyor
talan var
desem kızacaklar
bir adım gelsem
beni bulacaklar
sanki
kaçağım

yiğit türküler söyler dilim
sanki bu işim
böyle zaman
böyle talan
görmedi geçmişim

eski kasaphanenin orda
büyük tarlada
karanfil büyütürüm
değirman başında
suskuları öğütürüm

karanlık bugün
ışıksız ay
bulutta yok
niye
peşim sıra
sanki devriyeler
hangi tarihten kaldı
bu susuz çay

sövgülerim yok ya
düz ara sıra
gelsem
gelsem sanki beni
kovacaklar yurdumdan

darağaçları büyütüyorum
darağacında
keban’lıyım desem
sürgün edecekler
zaten sürgünüm

çayın başlarını kesmişler
çırçırdan
kimse sormaz
haydut akşamlar
belki yolumu gözler
seftili öpmeye kalksam
güneşi hapsederler

elleri kına koksa
özlem koksa suyun
belkide
alnıma silah dayarlar
ihtimaldir bu

fukara suskunluklar büyütürüm
sokağımda
fırat bakışlı diyar
gel sinemi yar
keban’a sevdalar büyütürüm
gökyüzünde
akıl bozar
fikri tepeden tırnağa susarım

keban’a gelsem
sanki beni kovacaklar
yurdumdan
sana gelsem
önüme seftil gibi duracaklar
o zaman bende
koşar giderim
güneşin koynuna

fırat orda
seftil orda
çırçır orda
ben mi yurdumda kayıp
göçmenmiyim ben
yoksa mültecimiyim kendime

belki beni çağırıyor
dağ başı özlemler
nimri tepesinde
tutup
kamp ateşi yakmalı
özgürlüğe
insanlığa
garipler çeşmesinde
söndürmeli

istekler kelepçeli
prangalar düşüncede
üşür menekşeler
fideler buz tutar
kenger yüreğimde

seftil olsa
deler geçerim
suskunluğu
ferhat susar
mecnun fırat’a koşar

keban’a gelsem
yollar eşkıya
haydut akşamlar
belleğimde saklanır
adını ansam suyun
firar eder
sarı sandallar
geceleri

öyle bir çıkmaz ki
esmer gözlü su
fena halde dalmışım
gözlerim tavanda
karanlık
bugün ay ışığı yok
bu hal niye
diyorum kendi kendime

bir kıvılcım yeter
tutuşmasına
gözlerimin değdiği
seftil’deki yıldızlara

ne ben naz ederim
ne demdir sazımda
çıkmaz
nede
militan yalnızlıklar saklarım

uçsuz bucaksız ikilem
çay çiçekleride
susar
açmaz mormorikler
gıra gıralarda
uçmaz
korkmadığım halde
namert ederler

kaçak değil
göçmen sevdalıyım
toprağıma
sus demeyin bana
kıskanıyorum esmer gözlerini
çırçırın

öyle bir geleceğim ki
başımı alıp çıktığım
gitme zamanında
sıraladığım gibi
elimde defne dalına sarılmış
kalem
avuçlarımda güvercin
tetikte havalanmaya
hasretiyse
toprağıma gömeceğim

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

six + 7 =

%d blogcu bunu beğendi: