İNAN HATIRLAMIYORUM

Yazar Mert ALTAN

Sen giderken ağlamış mıydım hatırlamıyorum?
Gözyaşlarımı gizlemek için acemice numaralar yapıp daha da dikkat mi çekmiştim!
İnan hatırlamıyorum!
Bir sonbahar uğultusu vardı, kulaklarım da
Yoğun, şişkin ve çamurlu bir sonbahar uğultusu
Belki de kıştı, inan hatırlamıyorum!

Bahar da bu cadde renklenmezdi,
Küçük saray caddesi!
Garibanlığa inat, bu adı almıştı
Yaşlı berberleri, Arnavut kaldırımları,
Ve Hasan Ağabey’si vardı. Gariban!
Taş duvarlar, yıkık dökük evler!
Bahar da bu cadde yeşermezdi!

Tramvay yolu üzerinde herkes neşeyle gezerdi!
Genç çiftler, sağlı sollu kafelere oturur,
Aralıksız öpüşürlerdi.
Ben aynanın karşısında kendimle dalga geçiyordum!
Hayallerim yoktu, bu yüzde!
Yabancıydı! Yalnızdım!

Ortaköy de balıkçılarla güneşi denizden çekerdik!
Sabahları, Hatırlar mısın?
Saçların,
Onlarda, sarıydı değil mi?
En çokta saçlarını arkadan toplayıp,
Küçük bir kız gibi bana bakışını unutamıyorum!
Ben her şeyi hatırlayamam bilirsin ama
Gözlerin sanki hayatı,
Sensizliğin canımı ne kadar yakacağını anlatır gibiydi.

Tokatta kışları soğuk geçerdi!
Atkımı bağlamadan bırakmazdın beni,
Ellerimi tutardın,
Dudaklarımdan öperdin,
Senin kokun eskimiyordu,
Evet! Başka kadınlar gibi değildin.
Saçların, ellerin ve
Gözlerin…

Bir kahve köşesindeyim, Yalnız!
Saat 7 yi 20 geçiyor.
Neden korkuyorum anlamıyorum!
Seninleyken!
Bana seninle bir saniye dahi yaşattığı için Tanrıya teşekkürler etmeyecek miydim?
Dualar edip, mumlar yakmayacak mıydım?
Güvercinleri özgürlükle tanıştırmayacak mıydım?
Bunu sana söylememiş miydim?

Şapkan ve o beyaz montunla kışları bir melek gibiymişsin!
Bunu seni görenler söylermiş!
Ben seni hep bir güvercine benzetirdim,
Özgürlüğünü farklı zamanlarda, ülkelerde, bedenlerde arayan…
Bir güvercin.
Kumru değildin.
Bunu adım gibi biliyordum!

Ellerim, ellerin de büyük çarşıdan aşağı inerdik.
Sen ışıklı vitrinlere merakla bakardın!
Bense camdan yansıyan bize,
İmkânsız diye duymuştum,
Hiç kimse kendisinden daha çok birisini sevemezmiş.
Cadde de bir sancı vardı.
Bir güz sancısı mıydı?
Yoksa unutulmuşluğun haykırışı mı?

İkimizde dayanamıyorduk bu kadarına,
Ben senin gidişine ve ekranda ki kahpe yüzlere,
İstanbul’sa şu yağmursuz fırtınaya ve senin gidişine,
İkimizde kahroluyorduk.

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir