GECE VE MÜZİK

Yazar MURATHAN MUNGAN  

Ne zaman otursam gecenin başına 
Ne zaman müziğin; 
yazamıyorum sözünü etmek istemediğim şeyleri 
birbirinden ışığını saklayan uzak yıldızlar gibi 
çekiliyor herşey kendi karanlığına 
parmak uçlarımda yıldız tozlarıyla kapıyorum gözlerimi 
Ey ruhumun en büyük şartı olan tedirginlik! 
Şimdi saat on iki 
Şimdi gece ve müzik

Ne zaman otursam gecenin başına 
Ne zaman müziğin 
göçüyorum boş kağıdın sessizliğine 
kalbim, kapatılmış kireç kuyusu akıyor kendine 
bakıyorum gençliğim geçiyor uzaktan 
dudaklarında bir ıslık 
kitapların on lira olduğu zamanlardan

anayurdum gece, kalbimi yazdım mürekkebinle

gün bir çocuk, yaralanmış 
akşamın kıyılarına vuran 
yürekteki gizli yemin 
gidiyor bir şiirden ötekine 
ardında yıkılmış kentler 
bayındır düşler var ilerde 
gün bir çocuk, yaralanmış 
ütopyaları kalelerle değiştiren 
güdümlü gündüzlerde

anayurdum gece, 
öt pelerinini ışıkları sönmüş odalarda 
radyo dinleyen çocukların üstüne

saf kokunun sindiği oturma odaları 
zamanın tortusu eşyaların duruşunda 
duvarlarda içi boşalmış resimler 
yıllardır dağılmayan bir sis 
akşam yemeklerinin yendiği muşamba masada 
kilit altına alınmış duygular, düşünceler 
bütün tetikler çekili durur 
gerginliğin geometrik nizamında 
ışıkları yanmamış akşam alacası 
okul dönüşü saat beş radyoda fasıl çalar 
bütün gün iç geçiren 
ölgün kadın yüzleri sobanın etrafında 
ağrı eşiği alçak, 
acı frekansı yüksek 
okul ve aile birliğinde parçalanmış çocuklar 
bir oda, bir dönümlük dünya 
kol demiri iner az sonra 
çıplak yara gençlik 
günden geceye ilerleyen 
yüksek gerilim hattında

odam, yaralı hayvan 
gecenin gümüş alaşımında gölgelenen eşyalar 
müziğin dördüncü duvarı, karanlığın kundağı 
sarıyor gündüzün yaralarını 
kendime yerleşmek, kendimden uzaklaşmak için gözlerimi kapıyorum 
dinliyorum uçurumlara oturmuş ağaçlar gibi başka odalardaki yalnızlıkları

odam yasak kitaplar 
suç ortağı şiirler 
sevdiğim bir kaç poster 
odam bir karaduygu fotoğrafı 
o çember zaman içinde 
yoktu ki varolmanın başka yolları 
yastığımın altında 
tutukluk yapmaz silahım 
uykumu bekleyen kelimeler

geri dönüyorum 
geçmişte çalınan bir gecenin kapılarından 
yarım kalmış bir sevişme hatırlıyorum 
bir daha hiç tamamlanmamış olan 
sonra bir diğerini, bir diğerini daha 
derken dağılmış kristal 
odalarda sızlayan

sonra seni 
siyah motorsikletli çocuk 
deri ceketin odamın duvarında asılı kaldı 
yıllar yılı birbirimizi paralamaktan 
vazgeçip seviştiğimiz ilk ve tek akşamdı 
benim için sus payı bir kaç şiirsin artık eski hatıra 
ya sen ne yaptın bunca zaman 
değişmesi gerekeni sağlaştırmaktan başka

bak duyuyor musun 
Deep Purple, Led Zeppelin 
Emerson, Lake and Palmer 
plak zarflarında yitirdiğimiz ritüel 
bugün birinci viteste yaşıyormuş gibi 
bir duyguya kapılıyor musun ara sırada olsa 
buluştuğun birileri var mı 
gecenin, müziğin, şiirin toprak hattında 
kapamadan gittiğin arka kapı 
bak açık duruyor hala 
uğrar mısın bir gün unuttuğun ceketini almaya

Hırsızlığın ürpertili monologu: 
Kendime hayatımı anlatıyorum 
Daha o zamanlar biliyordum 
Yapmaya çalıştığım her şeyin 
Kendime hayatımı anlatmak olduğunu. 
Sözcükleri sevmeyi, büyütmeyi, büyülemeyi, 
onları sivriltip silah yapmayı, yaralamayı da 
süsleyip gönül almayı da 
aynı zamanlarda öğrendim. 
Sözcüklerin karbon ve elmas gücünü keşfettim. 
Gecenin geometrisinde, müziğin matematiğinde 
Saklı duruyor şimdi gizli sözlüğüm 
Uzakta değil 
Hırsızlığın ürpertili monologu 
dilimin ucunda siyanürüm.

Duvarlarda uzak bir geleceğin koyu gölgeleri 
Şiirlerimizi okurduk mahcup bir fısıltıyla 
plaklar dinletirdik birbirimize, filmler anlatırdık 
Sonra gizlerimizi vermeye gelirdi sıra 
dünyayı anlamanın yakıcı isteğiyle 
gömüldüğümüz kitaplar, genç ölenlerin matemi… 
Hiçbir şey ilham vermezdi aşka ve kavgaya 
Eric Clapton’ın gitarı, Genesis’in tarihi 
ve Ayın öteki yüzü kadar 
Şimdi radyoyu açsam 
Biliyorum dünyanın bütün radyolarındasınız 
Gençliğini kirletilmiş takvimlerde yaşayanlar!

Artık ne montumun cebindeki çakı 
Ne yüreğimde tetiği düşmüş sözcükler 
Çok zaman oldu 
Odamızın kapısını çekip 
O evlerden çıkalı 
Ellerimizi ve yüreğimizi kirletmeden geçtik 
vahşetin yakın tarihinden 
ucuza yaralandık, pahalıya ölmedik 
Biz radyonun son çocukları

anayurdum gece, 
ört pelerinini ıslığını yenileyen 
çocukların üstüne

gece ve müzik 
kapanış programı 
bu kitabın da 
kili dağılıyor 
kendime yazdığım serüvenin 
her şiir tabletler halinde bölünüyor birbirine 
çoğalıyor birbirinin içinden 
gündelik dile transpoze edilmiş şarkıların 
biliyorum, kimi derin yaralar okunmaz kalp ağrısı 
kırgınlıklarım 
kimi eski hatıra ecza dolaplarında saklı mırıldanlıklarım


Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: