EV

Bu ev…Bu ev…Bu ev… 
Sabahtan beri 
bu evin içine bir ihanettir akan sarı kara 
senin bildiğin yanık anızdan daha isli kara… 

Çocuklar yine hep öyle güle oynaya 
kırmızı gül bağlamışlar uçurtmaya 
inip biniyor bulutlara… 

‘Hayıradır’ diyor ihtiyarlar ve lâ ilâhe illâllâh 
bu bir yağmur duası ve şimdi bulutların en alâsı 
mısır tarlasının başına konmalı 
yakarışlar su olmalı ey Fuzuli 
su kasidesi 
bol bol su… 

Ne oldu da yazılanlar hep oldu… 

Bir cennet yazılıydı o zaman evin kapısında 
avara tarlalar bile umutlanırdı yazdan yaza… 
Açtık,çıplaktık,soğuktuk 
kurtlar ulur birbirimize çoook çok sokulurduk… 

Gerçekten 
bir cennet yazılı mıydı o zaman kapılarda? 

Çocuktuk,büyüdük,kapıları kapattık 
göç gemileri gelir geçer biz hep geç kalırdık… 
Şimdi oralarda, Tuna Boyları’nda 
nekadar cehennem varsa 
sen yolla bana. 
Biz kıyametlere alışık 
soykırımlı sürgünlerde ölümleri aştık… 

Demokrasiler varsın ağlasın sular buz tutunca… 
sevilen toprak aynı topraktı 
çok görüldü ömür boyu özveriler 
acı sözlerle dil dağlandı yokuşlar burcunda… 
ve yokuşları iniyorum 
yokuşlardan inenleri biliyorum sürü sürü,çığlık çığlık. 
Renkleri biliyorum 
renkler biraz daha solgun 
biraz daha sarı karaya çalık 
ve uzadıkça bu yağmur duası 
biraz daha uzaklaşıyorum bu evden 
daha birazcık… 

Bu evde herşeyimiz satıldı mezatla evin içi boş 
dolaplar,raflar,duvar yastıkları boş 
dışarıda tarlalar,başaklar,bulutlar boş 
bir uğursuz boşlukta oyalanıyor çocukların uçurtması 
umut dolu,gül kokulu… 

Nuh’un gemisi geldi gelecek kalk gidelim Necibe! 
Sen bilirsin 
zaman oyalanma zamanı değil, hiç de değil bu evde… 

Galip Sertel

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seventeen + 16 =

%d blogcu bunu beğendi: