Sevgiliye Mektup / Gerçek Aşk

“Hep gerçek aşkı arıyoruz ve nedense bu adımları atarken dürüst olamıyoruz. Bunca ayrılışlar ve serzenişler bunu göstermiyor mu?

Ben, seni anlatırken arkadaşlarıma eksiksiz anlatırdım seni. Onlar kusur arardı, bense yanılıyorsunuz derdim. Görmek istemezdim kusurlarını. Benim olduğunu kabul ettikten sonra toz kondurur muyum hiç? Biz de sevmek böyle iken, siz de ayrı bir hal görüyordum. Sen de beni arkadaşlarına anlatırdın. Onlar ben de kusur arardı, seni benden çekmek için gururlarını okşarlardı, apacık belliydi…

Sonra, kendin olmaktan vazgeçtin. Gerçekleri bildiğin halde, başkalarının çekememezliği ile kıskançlığa dönüşen gururlarının sonucu, sende şüphecilik başlamıştı. İşte bu, aşkı aramaktaki ilk çelmeydi ayağına takılan. Artık sağlıklı düşünemiyordun. Derdin ki bana, fikir alırım ama analiz eder sonra kullanırdım, aynen benim gibi. Ezber sözlerdi her zaman ki gibi. Bunun ne demek olduğunu bile bilmiyordun. Çünkü, kendine sevgili bulmak yerine herkese beğendirmek zorundaymışsın gibi ve sanki ortak sevgili arıyormuşsun gibi davranıyordun.

Çok saçma! diyeceksin tabi. Saçmaladığımı söyleyeceksin ama, sen öyle bil. Nereden mi çıkarıyorum bu sözleri. Beni iyi tanırdın, kendini haklı çıkarmak için sözleri seçerek anlatırdın beni. Haliyle gururlu sen ve arkadaşların çevresinde seviyesiz biriydim. Ve öyle hisliydiniz ki, ne dediğimi bile anlayamaz oldunuz. Kendinize göre yordunuz….

Egoist ve kendini beğenmiş derlerdi ya bana. Başta senin hatandı. Kendini yüceltmek için beni aşağıladın. Sen sahip çıkmayınca, biraz da onlar üstelediler. Yangına körükle geldiler yani.
Bunu neden mi yaptılar, saçmalamaya devam ediyorsun diyeceksin belki de 🙂 🙂 Gülüyorum sadece….
Allah aşkına, sorsana kendine ve arkadaşlarına. Benim gibi birini tanımışlar mıydı? o dar ve züppe çevrelerinde…! (Kendimi övüyorum daha önce hiç yapmadığım kadar. Mütevaziliği sen önceden görecek ve değer verecektin.)

Neden mi beni istemiyorlar? Çünkü, onlar için ulaşılamazdım. Sen, beni anlatırken onlara ilk zamanlar bizi çekemiyorlardı. Çünkü, biz beraber olsaydık gölgede kalmaktan korkacak kadar umutsuzlardı geleceklerinden. Mutluluğunu gerçekten istiyorlar mı? O da şüpheli. Beni anlatırken, ağızlarından sular akardı. Yine anlatımda kusur arayıp şüphe ekerlerdi içine. Bu şüphelerle içlerine su serperlerdi…

NEREDEN BİLECEKTİN Kİ NİYETİ TEMİZ, GÖNLÜ SAF KALPLİM BENİM…

Sana yazdığım son mektup olacak bu benim. Ben, daha önce sevdiğim değerlerine sonraları laf atarak devam eden biri değilim. Daha önce hangi hallerini sevmişsem, şimdide ve halen seviyorum ve seveceğim. Şimdi gidiyorum dönmemek üzere. Genel anlamda uyuşmadığımız için. Ve sen, dedikodumu yapabilirsin, hakkımı helal ederim şimdiden. Belki önceleri överek anlatırdın, şimdi de söv bana. Bunu çevren yapacak biliyorum. Çok seviyesiz ve gururlu bir çevren var. Önce sevdiklerine sonra, elde edemeyince de, tükürecek arkadaşların var…
Benim için sen, önceleri nasılsan, şimdi de öylesin. Gidişim, sadece, detayda uyuşamadığımızdandır. Ve seçimlere saygım sonsuzdur, birlikte olamadık diye kötü olamazsın ve olmayacaksın benim gözümde…

Adamın biri, dünya güzeli bir kraliçenin huzuruna varmış. Kraliçe onu kovunca adam demiş ki, hiç de güzel değildi. Aynen bu misal gibi, gerçekleri gururlarından ve seviyesizliklerinden kapatan ve yalanlayan ve hatta inkar eden insanlar var çevrelerimizde… Ben onlardan değilim.
Kendi sevdiğim değerlerime laf atmam, en başta kendime yapmış olduğum saygısızlıktır…

KENDİNE İYİ BAK.”

Yazılmaya yüz tutmuş ama tamamlanamayan bir romandan alıntıdır bu. Sevgiliye yazılan son mektup, düzeltilmemiş ve bu şekilde bırakılmıştır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

5 × 2 =

%d blogcu bunu beğendi: