Sen, Benim Sabah Güneşimsin!

1       Mor sümbüller yine erkenci bu sene. İnsanın nefesini donduran soğuklara rağmen, yine ortalıktalar. Yine mis gibi kokuyorlar… Sen de öylesin canım. Kokun başta mor sümbüller olmak üzere, hemen her şeye sinmiş. Nefes alıp verdikçe, gönlüm ferahlıyor; kılcal damarlarıma kadar işliyorsun. Sanıyorum güneş bile kokuna hasret olmasa, dolunay da ona bağlanmasa, gece gündüz bitimsiz yollara düşmezlerdi… Bu yüzden olmalı, mor sümbüller yine erkenci bu sene.
       Ben, hâlâ sendeyim. Vurgunun olmuşum, tutkunun olmuşum. Hayır, hayır müptelan olmuşum. İnan sana doyamıyorum. O, kulağıma fısıldadığın şiirler ne öyle? Hüznümün türküsünü dillendiren şiirler ne öyle? Hani sen şiir yazmazdın? Öyle diyordun… Ama görüyorum ki, sen de bir sevdanın pençesine düşmüşsün, divane bülbül gibi dillenmişsin. Gözlerinin gülüşünü, kalbinin titreyişlerini, sımsıcak mısralara döküp yazıyorsun. Şiir şiir, destanlaşıyorsun…
       Yüreğimden taşıp, dilimin ucuna geliveren mutluluğumu söze dökmem zor. Ya ben çok mutluyum, ya da kelimeler bu mutluluğu anlatmaya yetmiyor. Üstelik sen de ılık ılık yüreğime akmışsın. Yüreğimdeki resimle bütünleşmişsin. Daha doğrusu, resimdekini, her tanemi de senleştirmişsin!
       Bak ne istiyorum şimdi, biliyor musun? Zaman denilen şu çılgın atlıyı, el ele, diz dize, göz göze, gönül gönleyken dondurabilsek… Hiç yaşlanmasak… Yıllar döndükçe mor sümbüller gibi açsak… Sayısız papatyaya renk olsak. Kırmızı gülün “al”ı olup açılsak… Zaman denilen şu çılgın atlıyı bir yakalayabilsek, dizginlesek, yolundan etsek… Zamanı dondursak… Sevinirdin değil mi?
       Bizim sevdamız farklı, ucunda çıkar yok. Bizim sevdamız saf altın! Samanyolu bile parıltısını, sevdamızdan almış. Öteki milyonlarca sayısız yıldız da, ışığını bizden alıyor.
       Öyle olmasa, bize durup dururken göz kırparlar mıydı ki?
       Bana bir nazar boncuğu gerek. Yangınlardayım. Yüreğim, aşkının ateşine düşmüş. Şikâyet bile etmiyor. Demek ki o da, yangınların bayram olduğunu sanıyor. Demek ki o da mutluluk kaynağımın kim olduğunu biliyor. Mor sümbüller yine erkenci bu sene. Mis gibi kokuyor.
       Nefes nefese seni yaşıyorum. Yenibaştan senleşiyorum.
       Seninle olmak, o kadar güzel ki…
       Mutluluk okyanusundayım şimdi.
       Gölge edenlere kızıyorum.
       Zaman denilen şu çılgın atlıya da öfkeliyim.
       Ya uçaklara ne demeli?
       Sevenler bu kadar bekletilir mi?
       22 Şubat 2006

       2
       Tanyerinde sabah güneşinin kızarmış izi. Henüz daha ortalıkta yok. Besbelli o da uyku mahmurluğunda ya da nazlanıyor. Zaman ilerliyor. Dağ burçlarında yükselen sabah güneşi, pembeden turuncuya dönüyor. O kadar güzel ki… Vaktini bekliyor. Açılıp dökünmek için vaktini bekliyor. Ben, sendeyim.
       Sabah güneşi teklifsiz, penceremden içeri giriyor. O bildik renkleri, tanıdık sıcaklığı yine üzerinde. Yakmıyor ama insanın yüreğini kuşatıveriyor.
       Bana sesleniyorsun: “Sen, benim sabah güneşimsin. Kapat perdeleri… Yanıma gel!”
       “Sen, benim sabah güneşimsin!”
       Penceredeyim şimdi. Sabah güneşine yine de kaçamak bakışlar fırlatmaktan alamadım kendimi. Dediklerini yaptım. Perdeleri indirdim. Aydınlat beni!
       Sendeyim.
   

       Oyhan Hasan Bıldırki

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: