Kalbimin Armasında Açan Papatyam

Seni 
Sen diye sevdim 
Sensedim ruhumun sen çoğrafyasını 
Ne ağır yüktü yakınlık, yanıbaşında 
Ne zor geldi uzaklık yürek çapında 
Sensedim sevdiğim 
Sensedim gözlerinin derinliklerinde 

Bir haziran akşamıydı; bitmek bilmeyen bir bekleyişten sonra, yüreğimin derinliklerine gömdüğüm silüetin yeniden çoğalırken görmüştüm hayalini. 
Varlığına elzem, seni görmenin şevkiyle eziliyordu benliğinin tutkusunda ki sinem. 
Şaşkın yüreğim şehla, ellerim deprem depremdi. Seni bana ulaştıran şifrelerle uğraşırken; kendimce saklamıştım yanaklarımda açan kırmızı gülleri. 

Ah papatyam, ruhumun sahibi beyaz gül; seninle, 
gecenin koynunda ki zaman kekemeydi. Kalbimin atışları aklığın karşısında, sen diye utangaç bir melodiye dönüşmüştü. Makamında ki papatya sevdamı ele vermesin diye çabuk toparlanmıştım. Hâlesine kurban olduğum elâ gözlerinin tam karşısında oturuyordum. Müptela sıklığına hayran olduğum kirpiklerinin gölgesinde ferahlıyordu, depremine tutulmuş ellerimle bedenim. 
Kâinat beni kıskanıyorken; temiz ve gizemli yüzünün efsunuyla nasıl konuşacağımı, nasıl davranacağımı unutmuştum. Yüreğim, seni görmenin hazzıyla yeniden yeniden eriyordu. Dokunduğum ellerinin zelzelesinde taa ezelden beri sana ait olan ruhum gibi; bedenimde sana sürülmüştü. Gözlerinin derinliklerinde kayboluyorken saatin tiktakları, kalbim teslim ol çagrısına amadeydi. 

Biliyor musun? 
Senden uzaklarda seni eski toprak gibi sevdim. Ölümüne, hayatın labirentlerinde kaybolurcasına. Hep, birini sevmek istemiştim, uzaklardan, baharın tüsey papatyalarından delicesine. İşte o sendin. Kalbimin armasında açan papatyam sendin; karşımda, oturuyordun. 
Bu anı değerlendirmek olur diye ve senden uzaklarda olduğum vakitlerde yanıbaşımdaymışsın gibi yansıyan meltem kokunu, bedenim toprağa kavuştuğunda, şark-ı diyar rengini mahşere taşıyabilirim diye, zora ki dokunmuştum iklim teli kıvırcık saçlarına. Ütopya inancın içerisinde seni bir kez daha sevmiştim, sıcak tenin için değildi bu inan. Seni gecelerin yorganında aba olarak sevdiğim gibi. 

Yollar, ayrılığın saatini yelkovana yüklüyordu ki; 
sıcak gülüşüne hayranlığım tamamlanmadan, gecenin loş karanlıklarına vuran, rahmet damlalarının bereketiyle, gelecekte yeniden açmak için kaybolmuştun. Hasretliğin özlem heybeleri hüzne dönerken, ben de sadece, yüreğimi dağlayan gidişin, sevdamı söken mühürlü dilin, gülümseyen dudaklarının hüzmesinden süzülen aydınlığın ve yudumladığım paklığın kalmıştı. 
Azizim, 
yolda da olsan, kapat bari, bana o bin yürek bağışlayan elâ gözlerini; papatya beyazlığından bûseler gönderiyorum, poyrazlarla üşütme kirpiklerine konarken. Onlara yasak koyma. 
Kondular bak! ! Sıcacık! 

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: