Elif’e bir kısa mektup

Merhaba Elif,

Bugün sana seslenmek istedim. Uzun zaman oldu ve neler neler anlatamadım sana…Nasıl anlatayım ki, anlatamam. Ama aklıma ne geliyor biliyor musun? Hiç görmediğim Salih dedeye sorular sormak isterdim. Ona sormak istediğim çok soru olabilirdi. Şimdi sormak istemiyor musun diye sorabilirsin. Sadece şuan soru sorabilecek vaziyette değilim, onu biliyorum.

Elif… Yazarken farkediyorum. Anlatamadığım ne çok şey var… İnan mürekkebin kulağına bile fısıldayamıyorum, hiç geçmeyecek izi kağıttan diye. Telefonuma baktım şimdi. Mesajda ablamın dediğine göre eniştem Suriye’deki akrabalarıyla konuşurken sürekli bomba düşüyormuş. Oysa ben bu sabah yalnızca derse gecikmenin derdiyle uyanmıştım ve arkadaşımla sinemaya girmiştim. Bir de eve gelip biraz daha uyuyayım demiştim. Saçma sapan tartışmalarda insanlara gönül koymuştum. Sanırım alaycı bir tavırla güldün ama kabul et düşündün de…

Ne alâkası var be salak derken usulca elmacık kemiklerin gerginliğini kaybetti. 
Belki, “evet dünyada böyle şeyler olur, senin başına taş düşmediyese yaşamaya devam et” diyorsundur. Ben de aynı şeyi söylüyorum Elif. Zaman ağlamak zamanı değil. Zaten bilirsin gönül ağlar, yüz güler bizde. Seneler varki hep bunu öğretti hayat bize. Gerçi yaşımız kaç… Olsun. Ders almayı bilene. Dikkat et Elif! Hayat bu, doğumunla başlayan bir okul. Ana kucağı ana okuludur, ordan anla meseleyi. Yani her şey bir ders, sen dik dur. 

Yine de bilmiyorsun değil mi kime ok kime yay olacağını. Kime batan ok kimin elinde gerilen yay… Eh o kadarını da sen bul. 
Zor bir zaman bu.
Sevmekle sınanıyor insan. Sevmek demişken…

Ah yazamıyorum… Bırak Elif, konuşamıyorum…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

nineteen + 13 =

%d blogcu bunu beğendi: