Sevgililerim Ve Eşim

Sevgililerim Ve Eşim

    Yıllardır, içimde sorusunu bile bilmediğim, bir soru işareti taşıyordum. Düşünüp taşınıp, ama bir türlü anlam veremediğim bir soru işareti. Hep bir yanım eksik gibiydi, herşey yolundayken bile, bir şeyler hep eksikti hayatımda. Sonra bir gün başımı yastığa koyduğumda:

–          ‘’içimdeki bilinmeyen nedir ?’’ diye sordum kendime.

    Kendi kendime öyle cevaplar ürettim ki kafamda, şizofren olduğumu bile düşündüm. En sonunda aklıma yalnız olduğum geldi, Yalnızlık Allah’a mahsustur. Hiçbir insan yalnız değildir tabiki, ailesi, arkadaşı, kardeşi, komşusu, tanıdığı bakkal esnafı mutlaka vardır. Sokağa çıktığında bir sürü insan görüyorsun, nasıl yalnız olduğunu düşünebiliceksin ki. Hatta benim gibi yalnız olduğunu düşünen bile milyonlarca insan varken, ben nasıl yalnız olabilirim. Yani yalnız olan kimse yoktur. Buradaki yalnızlıktan kastım, hayat arkadaşım. Yani bir ömür arkama bile bakmadan rahat bir şekilde yürüyebiliceğim bir insan, eşim. Dikkat edin bakın bu noktaya, sevgilim değil, eşim.

   Sevgili, kelime anlamı olarak, sevilen ve bağlılık duyulandır. Sevgili, dosttur, arkadaştır, annedir, babadır, kardeştir. Günümüzde insanlar sevgiliyi, iki karşı cinsin bir birlerinden hoşlanmalarından, yani nefsi arzularından ibaret sanıyorlar. Günümüzdeki sevgili kavramı, benim için bir nevi menfaatçiliktir. Erkekliğimden utanarak söylüyorum ki, çoğu erkek nefsinin duyduğu açlık ve arzularını doyurabilmek için, türlü türlü rollere girerek bir kızı kandırıp, ona onu sevdiğini inandırarak, istediğini elde etmeye çalışıyor. Kızlarda belki bunun farkındalar ama, kızların menfaati olduğu için göz yumuyor olabilirler.Gezmek, vakit geçirmek. Veya kendinden daha yakışıklı bir erkekle çıkarak, aklı sıra kendi değerinin yükseldiğini sanarak, egolarını tatmin ediyor ve sahte sevgili rolüne onlarda giriyorlar ne yazık ki. En az erkekler kadar, kızlardanda utanıyorum bu konuda. Çünkü ortada yapılan bir hata ve iki insan var. İki insan arasında bir hata oluyorsa, insanların ikiside suçludur.  Bu konuyla ilgili bir sürü örnek verebilirim aslında, ama en basit örneği, aklıma ilk gelen örnek. Trafik kazalarıdır. Öndeki araca, arkadan çarpan sürücü her zaman suçludur. Çünkü önündeki aracın aniden durması gerektiğinde, ona çarpmadan durabileceği kadar mesafe koyması gerekiyor, önündeki araçla arasına. Peki, kazaya sebebiyet veren öndeki sürücü suçlu değil mi ? O da suçlu, akan trafik halinde iken ani frene bastığında, arkasındakinin ona çarpma ihtimalini bilmiyor mu ? Bile bile frene bastığı için o da suçludur.

–          Peki, eş nedir ?

Eş, ise kelime anlamı olarak, aynı olan veya birbirine çok benzeyen iki şeyden her biridir. Bir birlerini tamamlayandır. Nasıl ki, ateş olmadan sigara bir işe yaramıyorsa, veya yakıt olmadan araba gitmiyorsa, eşi olmayan insanda, benim gibi yalnız olduğunu sanar. Hep bir yanı eksiktir. İnsanlar bedene (güzelliğe, fiziğe) önem verdiği sürece, doğru olan eş seçimini yapmakta zorlanacaklardır. Güzellik dediğimiz şey, her geçen gün çirkinleşir halbu ki. Yarın ne olacağını hiç kimse bilemez, düşünsenize dünyanın en güzel kadınıyla evlisiniz, fakat mutlu değilsiniz. Ne işe yaradı o zaman güzellik, heleki seneler sonra yaşlanınca ne olacak ? Ne kadar katlanabileceksiniz ?

İnsan, standarttır benim için. Her insanda, iki kol, iki ayak, iki göz, bir ağız, bir burun ve iki kulak bulunmaktadır bildiğiniz gibi, yani her insan aynıdır. Bir nevi robot olduğumuzu düşünelim, her robotun şekli değişik,  ve içindeki robotu hakeret ettiren program (beyin) da değişik. Robotun görünümü ne kadar önemli olabilir ki ? Önemli olan robotu hareket ettiren değil midir ? Yani demek istediğim, benim ihtiyacım olan robotun yaptığı iştir. Robotun kullanım ömrü bitince, içindeki yazılım hala çalışır bunu da unutmamak gerekli.

 

   Senelerdir sevgilim (kız arkadaş) olmadı, çünkü ben hep eşimi aradım. Çok kız tanıdım, ama hiç birisinin benim eşim olabiliceğini düşünemedim, çünkü benim aradığım sahte sözler, yalandan gülen yüzler değildi. Bende bilirdim elbet, bir sürü kızla gezip tozmayı, ama etkilenemediğim kıza yakınlaşamıyordum, kız olarak değilde, erkekmiş gibi görüyordum. Ben hiç görmediğim eşimi, bir görüşte tanıyacağımı hayal ettim hep, ilk görüşte aşk gibi. Evet işte bu, diyebileceğim bir insan aradım senelerce. Eğer o, benim eşimse, olmassa olmazımsa, ben onu gözünden tanırım, diye düşündüm hep senelerce.

   İçimde ona sunacağım tertemiz bir yüreğim, sonsuz bir sevgimle bekliyorum ve beklemeyede devam edeceğim seni. O ağlayınca, ben onu güldürmek için şebeklikler yapamam. O ağlayınca, ben dayanamam onun üzülmesine, tutamam gözlerimden akan yaşları. Eğer o da benim eşim ise, benim ağladığıma dayanamaz. Kendisi yüzünden, benim ağladığımı görünce, ağlarken gülmeye başlar bir anda. Eş olabilmek, gülerken ağlayabilmektir, ağlarken gülebilmektir. Seni seviyorum dememe ihtiyacı olmaz onun, bakışlarımın içindeki sonsuz sevgiyi gördüğü zaman, ben de seni seviyorum dercesine, gözlerinin içiyle güler bana, çoğu zaman beden diliyle konuşabilmektir, eş olmak. Oysaki insanlar şimdi, konuşarak anlaşamaz hale geldiler. Benim konuşmalarımı anlayamayan insan , beden dilimi nerden anlayabilir?

 Farkında olmadan, eksik yanımı düşünmüşüm senelerce. Buraya duygu ve düşüncelerimi yazmaya tek tek uğraşsam, bir ömür yazmam gerekir muhtemelen.Halbuki ben yazar değilim, şair de değilim, sadece 19 yaşında, duygu ve düşüncelerini ifade etmeye çalışan bir gencim…

–          Peki, neden ?

      Belki diyorum, eksiklerimi tamamlayacak olan insana ulaşır bu yazı. Belki diyorum, o da her yerde beni arıyordur, benim onu aradığım gibi. Belki diyorum, bu yazı bir birimizi bulmamıza vesile olur ?

 

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

13 − 10 =

%d blogcu bunu beğendi: