|
Göndermeyeceğim bir
mektuba başlıyorum yine. Yine bir yola koyulmuş, saymaya başlıyorum kesik
yol çizgilerini. Birleştirip upuzun bir beyaz şerit oluveriyor, sana
çıkıyor yine sonu. Henüz terk etmemişken şehrimi, akılma düşüyor şimdiden
bıraktığım sıcak ellerin. “Rüya gibi her hatıra, her yaşantı bana. Ne
bulduysa kaybetti gönül aşktan yana. Ağlama, değmez hayat, yazık göz
yaşlarına...” çalıyor fonda ve ben tüm gün kendi kendime bunu
mırıldandığımı hatırlıyorum, gülümsüyorum. Biraz komik buluyorum, acıyorum
nedense biraz da. Ne gündü ama! Umutlu uyandım gündüze, sonra canım
sıkıldı, paniğe kapıldım, stres oldum, rahatladım ardından, sevindim, yine
hayal kırıklığına uğradım, şaşırdım, üzüldüm, ağladım anlamsızca, sonunda
yalnız kaldım, sevdiklerimle olduğumda da silinmedi kafamdakiler ve kabul
etmişken her şeyi, mutlu oldum birden. Kahkahalarım gözlerimden taştı.
Kavuştum sevgiye yine, yeniden. Önemsiz olmadığımı hissettim. Dilimden
düşmeyen bu şarkının bulması gibi beni burda, tüm bunların da henüz
bilmediğim ve belki de hiçbir zaman anlayamayacağım birer sebebi vardı. Ve
hepsi seni taşıyordu üzerinde sevgili. Hepsinde sen barınıyordun en çok,
sebep sen olmasan da.
|