|

Bir Hasret Mektubu (iki gözüm)
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim
ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki
kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.
Biliyor musun, iki gözüm; bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz? Bahar mı, kış
mı, sonbahar mı, yaz mı; inan farkında değilim. Sıla ne yana düşer, gurbet
ne yanda? Nerdeyim, nasılım? Bilmiyorum.
Derdim, kederim ne ? Biliyor musun yanıtını?... Neşemi, sevimcimi, yaşama
gücümü yitirdim. O coşkulu, mutlu, umutlu günlerimi ne de çok özlüyorum.
Öylesine bir özlem ki bu; ne sen sor, ne ben söyleyeyim. Sevdiklerim,
özlediklerim ve bana dost olanların her biri başka bir yerde; hiç birine
kavuşamıyorum.
Dalları fırtınada kopmuş bir ağaç gibiyiz iki gözüm. Her dalımız bir sınır
boyunda, her yaprağımız bir ülkeye savrulmuş. Bir yanımız vizeli, bir
yanımız kaçak. Çocukluğumu, ilk gençliğimi, geçmişimi, memleketimi velhasıl
eskiye ait herşeyimi nasıl özlüyorum biliyor musun? Özümü özlüyorum,
özümü.....Kendim olabilmeyi, sözümde durmak için verdiğim çabayı, kendime
dürüst olmak için kendimle olan mücadelemi, özümle barışık yaşamayı
özlüyorum. En iyi sen bilirsin, bir huyumu terk etmek için sarf ettiğim
gayreti. Doğaya, insanlara, hayvanlara, çocuklara olan sevgimi, tutkumu ve
yüreğimdeki ateşi, dimağımdaki tadı da en iyi sen bilirsin.
Zaman geçiyor, hayat geçiyor, ömrümde akşam çanları çalmaya başladı bile.
İnsanın mutlulukları, heyecanları, hayatı, yaşadıkları geride kalıyor iki
gözüm. Bizim gibileri yıllar geçtikçe daha bir duygusallaşıyor. Toplumların
gittikçe bencilleştiği, duyarsızlaştığı dünyamızda olup bitenler beni
hüzünlendiriyor. Acaba bu durumun bilincinde ve farkında olan çevremizde kaç
insan var ? Binbir düşünce üşüşüyor beynime. Anılarla, özlemlerle boğuşmak
beni yıpratıyor. İç acısıyla dolu, yaralı, bin yerinden vurgun yemiş bir
gönülle acılara karşı umarsız olmaya çalışıyorum ama olmuyor. Belki bir gün
son bulacak ufuklarda solar hüznümüz. Hala bir şeyler bekleyerek bulutsu bir
sise gömülüyor her şey.
Şimdi ise, gülmek-ağlamak arası monoton bir hayatın girdabında kaldım.
Üzerime ölü toprağı serpilmiş gibi. Silkinip çıkamıyorum. Gün ışığına, suya
hasret bitkiler gibi tatsız ve tuzsuzum. İşte şimdi böyle bir insan oldum
iki gözüm. Gayesiz ve huysuz . Evden sokağa her çıkışımda, penceremden
dışarı her bakışımda, karabasan gibi çöken sis ve karanlık dokunuyor bana.
Oysa ışık umut, umutsa hayat demektir. Ben mi o ışığı yitirdim, yoksa o ışık
mı beni; bilmiyorum.
Nedense hep geçmişe bir özlem duygusu büyüyor içimde... İşte böyle iki
gözüm. Hangi gündeyiz? Bugün ayın kaçı? Hangi mevsimdeyiz ? Bilmiyorum.
Bilsem de, benim için artık hiç bir önemi yok..........
Uzun yıllar önce sevdamı yüreğime yükleyip geldiğim bu yabancı ülkede,
koynunda volkanları taşıyan bir dağ gibi sustum. Suskunluğumu delicesine
haykırmak isterken, içime ağuları akıttım ve öylece sustum. Kara bir diken
gibi yuttum ve içime yığılıp öğlece kalakaldım. İçimdeki yangını,
yüreğimdeki yarayı, gözlerimdeki damlayı sorma. Hasretlere dayayıp başımı,
hüzünle geçip giden günlere, gecelere döndüm sırtımı iki gözüm. Yorgun,
yetim ve yaralı. Gönlümün duvarına kocaman bir sevda resmi çizdim, bir de
ateş yaktım ocağıma dağ gibi.Ki, okyanuslar söndüremez.
İnsanlar, var olalı beri kabullenmiş sevdayı. Herkes kendi sevdasının
Mecnunu; kendi hasretinin delisi olmuş. Kendi hikayesini, kendi sevdasını en
büyük sanmış ve saymış; büyütmüş yüreğinde dağ dağ. Sabır sabır beyninin
gergefine işlemiş. Benim sevdam da benim için dünyanın en büyük, en kutsal
sevdası....
Ben ki, sevdanın çöllerinde ayrılıkların en büyük hasretini çektim Leyla
‘mın. Ferhat oldum dağları deldim. Kerem oldum yaktım kendimi. Pir Sultan
oldum asıldım, Nesimi oldum yüzüldüm. Kavuşmak için gönlümü yollara
düşürdüm. Horlandım, ezildim, hakaretlere, işkencelere maruz kaldım.
Yüreğimdeki yangını, gözlerimdeki hicranı sorma iki gözüm. Acılarımı
kimsesizliğime yükleyip, uzayıp giden yollara düştüm. Yorgun, yetim ve
yaralı. Aşık oldum, yaktım kendimi. İçimde bin yangınla çıktım yola.
Sevgilime şiirler yazmak, şarkılar bestelemek, türküler yakmak en büyük
ibadetimdi. Kavuşmak ise en inanılmaz hayalim.
Bilirim ki aşkın bahçesinden bir gül koklayan, şeyda bülbül olurmuş. Bilirim
ki aşkın pınarından bir damla içen, ömrünce sarhoş gezermiş. Bilirim ki
kavuşmak olmasa sevdalılar, ağlayı ağlayı kör olurmuş.
Aşk olmasa iki gözüm, içimde biriktirdiğim bu yangın olmasa, dolmasa
iliklerime aşkın hasreti, bu yangın yüreğimi sarmasa, avuçlarımı yakmasa bu
ateş, akar mı damarlarımdaki kan! Bir gün kavuşmak hayali olmasa, nasıl
dayanılır bu yaşama, bu kimsesizliğe, bu gurbete, bu hasrete iki gözüm,
nasıl?
sorma
ben kimim, adım ne, nereden geldim
kim açtı bu kahrolası çukuru yüreğimde
kimi sevdim, kime özlemim
kaç yıl sevda doldu iliklerime
kaç yıl eksildim.
tut ki, bir pınarım suyu kesik
akamadım nazlı nehirlere tut ki
susturulmuş binlerce türkü
bastırılmış binlerce acıyım
baştanbaşa aşk ve ateş
tut ki, incinmiş bir gülüşüm
gecikmiş bir düş
bir ateşin çemberinde
yarım kalmış sevinçler kanayan
tut ki, kar altında sevincim
bütün mevsimlere küsmüşüm
kanadı kırık bir serçeyim tut ki
dağlarda koparılmış kınalı bir çiçek
ateşin zulmünü gördüm
suyun ihanetini
baştanbaşa aşk
baştanbaşa hasret
susturulmuş
milyonlarca türküyüm
bir sarı çiçek
bir sarmaşık belki
çözer dilini yüreğimin
ihanetlerin kilitlediği
Nuri CAN
©yazgulu
« |