Aziz Mahmut Hüdaî

Aziz Mahmut Efendi, Eskici Baba’yı dükkanında buldu:

-Bana bak eskici! Diye başladı. “Fetvayı aldın. Şahitlerin seni kurtardı Şimdi söyle bakalım bu işin iç yüzünde ne var?”

Aziz Mahmut Efendi, Eskici Baba’yı dükkanında buldu:

-Bana bak eskici! Diye başladı. “Fetvayı aldın. Şahitlerin seni kurtardı Şimdi söyle bakalım bu işin iç yüzünde ne var?”

Eskici saflık kapısından girdi, hangi işti, ne olabilirdi? iç yüzü filan yoktu… diye kem küm etti , kadıyı kandıramadı. İnkar kapısından girdi: gittim işte geldim işte… diye kem küm etti. kadıyı kandıramadı.Yalanı, dolanı beceremezde… Oturdu, o sabah ezanı başına gelenleri bir bir anlattı. Lakırdısının sonu yarım kalmıştı. Kadı Üftade’nin adını duyunca yerinden fırladı. Aradığı oydu işte! Daha adını duyar duymaz gönlüne bir aydınlık gelmiş,kalbinin üstündeki ağır yük kalkmıştı.

Şeyh üftade , Aziz Mahmut Hüdai’yi dinledi, dinledi, dinledi. sonra nazlı nazlı boynunu büktü: “Yazık Kadı Efendi!” dedi “Yalış kapı çaldın. Burası yokluk kapısıdır, biz yokluk kapısının kuluyuz. Sen ise varlık kapısının adamısın, ikimiz bağdaşamayız. Senin ilmin var bilgin var şanın, şerefin, malın, mülkün… kısaca Allah’tan başka her şeyin, yani dünyan varç Bizim hiç, hiç bir şeyimiz yok! Allah’tan başka!

Aziz Mahmut’un gözlerinden iki sira yaş iniyordu. “Her şeyimi, bu kapının önünde bırakıyorum. Şanımı şerefimi, malımı, mülkümü… her şeyimi. Yeter ki sen elini üzerimden çekme!” dedi.

Ertesi gün ve daha sonraki günler Bursa Şer’iye mahkemesi’nin en ünlü kadısı , görevi başına gelmedi, makamı boş kaldı. İşini gücünü, kitabını defterini, adını şanını birakmışbir aba bir asâ, Üftadenin kapısına kul olmuştu.

Halkın nazarında velî ile deli arasında büyük fark yoktur. Aziz Mahmut Hüdai’nin adı tez vakitte Bursa’da Deli Kadı oluverdi. Şehir çelkalandı, çalkalandı, günlerce bu olayı konuştu. Sonra her zaman olduğu gibi usandı, peşini bırakıverdi. Mürşid ve mürid baş başa, can cana kaldılar.

Aziz Mahmut Hüdai mürsidini aştan üstün bir duyguyla seviyordu. Develer yükü kitabın ona öğretemediğini Üftade’nin bir bakışı öğretiyor, gönlünden geçen bir sualine bin cevap birden geliyor, müşküller müşkülden çözülüyor, imkânsızlar mümkün oluyordu.

Üftade mürüdine “Hakkı sevmek ancak Khalkı sevmekle mümkün olur” diye öğretiyordu. “Her zerrede Hakkı göreceksin, Her zerreye Hak muamelesi yapacaksın, başka yolu yoki bu böyledir.” Aziz Mahmut , Hak tecellisiyle içi nur kesilmiş, mürşidinin yüzüne baktıkça gerçekten Hakkı görüyor ve “Ne doğru söylüyor” diyordu.

Bir kış sabahıydı, gözlerini açtı ki mürşidin abdest alma vakti gelmiş , ama o abdest suyunu ısıtmaya geç kalmıştı. Bu gafletini affedemedi, ateş yakmaya vakit yoktu, bakır ibriği kalbinin üstüne koydu cübbesiyle sardı, içten zikre başladı”Allah! Allah!” diye inliyor, suyu ateşiyle ısıtmaya çalışıyordu.

Üftade abdest alırken başını kaldırıp eline su döken ünlü Kadı’ya baktı. ” Aziz’im!” dedi, “Bu su odun ateşiyle ısınmış suya benzemiyor, aşkının ateşiyle kaynamış bu su… Bizide yaktı.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: