Mevlanadan Ölüme Dair

TERCÜME: Allahu Teala Hazretleri (Azrail e) buyurdu: Ey Azrail! Aslı yani beni bilen seni ortada nasıl görür?

ŞERH: Arif olan sebepleri aramaz. Ölümü Allah ın emri olarak bilir demektir.

TERCÜME: Ey Azrail! Avamdan kendini gizlemişsin. Ama parlak görenlerin önünde de perdesin.

ŞERH: Ey Azrail! Sadece görünen sebepleri düşünen avam senin hikmetini göremez. Güzel görenlere de perdesin. Çünkü hayatlarını Almayınca beni göremezler.

TERCÜME: Ecelin tatlı ve leziz geldiği kimselerin nazarları dünya devletleriyle nasıl mest olur? Mest olmaz ve dünya devletlerine itibar etmezler.

TERCÜME: Onların nezdinde bedenin mevti acı vermez, çünkü zindan kapısından çimenliğe giderler. Yani ölümden sonra uhrevi bir çok nimetlere nail olacaklarını bilirler.

TERCÜME: Bunlar karışık ve zahmetli olan cihan gamından kurtuldular. Hiçin kaybolmasından hiç bir kimse asla ağlamaz. Yani hiç olan dünya ve dünyaya müteallik lezzetlerin kaybı için akıllı olan ağlamaz.

TERCÜME: İleri gelenlerden biri zindanın burcunu kırdı. Zindanda mahpus olanın kalbi bundan hiç kırılır mı?

TERCÜME: Yazık, o inleyiş bu mermer taşını kırınca bizim ruhumuz hapis ve zindandan kurtuldu.
Mahpus bu kırmaktan memnun olur. Arif olan insan da bedenin yokolmasından yani ölümün gelmesinden şikayet etmek değil, tam aksi sevinir.

TERCÜME: O kırılan güzel mermer ve latif taş zindan burcunun gayet güzel bir taşıydı. Taşın bu güzel tarifi bedene işarettir. Ama mahpus tabiiki bunu söylemez. Çünkü o taşın kırılması yani bedenin yokolması kendisinin kurtuluş sebebi oldu.

TERCÜME: Zindanın burcunu niçin kırdı. Zindanda mahpus olan kurtulsun diye. Bundan dolayı mahpusun burcu tahrip edenin işlediği cürümden elini kesmek gerekir demeyeceği gibi, arif de ölüm meleği olan Azrail Aleyhi s Selam a tariz etmez.

TERCÜME: Zindanda mahpus olan hiç böyle saçmalıklar söylemez, ancak asılmak için darağacına götürülenler böyle söyleyebilir, kâmil olan zat ölümden şikayet etmez, ancak kötü ve çirkin fiilerinden dolayı cehenneme gireceğini bilen günahkar şikayet eder.

TERCÜME: Ölüm, insana yılanların zehri içinden canına şeker getirmektir. Artık ölüm nasıl acı denebilir?

ŞERH: Gaddar olan dünyadan cennete giden nasıl üzülür, esef eder ? Tabii ki etmemeli.

TERCÜME:Can beden kavgasından soyunup gönül kanatlarıyla uçar, bedenin ayaklarına muhtaç olmadığı bir durumda.

TERCÜME: Zindanda mahpus olan kimse gibi geceleri uyur ve rüyasında gülistan görür. [Maksat gelecek beyitte anlaşılır]

TERCÜME: O mahpus Huda Hazretlerine hitap edip arz eder ki, İlahi ! Beni cisim ve bedene geri götürme, ta ki bu gülşende zevk ve safa edeyim.

TERCÜME: Hak Teala ona der ki Duanız kabul oldu, geri bedene gitme. Allahu Teala Hazretleri bütün işlerde doğruyu bilir.

TERCÜME: Böyle bir uykuyu gör ki, nasıl latif olur, mahpus ölüm görmemiş iken rüya vasıtasıyla cennete gider.

TERCÜME:Hiç mahpus uyanıklıktan dolayı hasret çeker mi ? Hiç zindanda zincirlerle bağlı olan bedenin o halinden hasret çeker mi ? Bittabi çekmez.

TERCÜME: Müminsin nihayet cenk sırasına gel, zira senin için cennetin gökyüzünde safa meclisi vardır.

ŞERH: Yani sen müminsin, Binaenaleyh şeytanın kâlbe sokmak istediği korku ve vesveseleri defetmek için şeytan ile cenk ve muharebeler et. Zira şeytanı defeden insan cennete ve sonsuzluğa ulaşır.

TERCÜME: Ey oğul ! Yüce ve yüksek yolun ümidiyle davran, savaşın önünde mum gibi ol, yani çalış.

TERCÜME: Gözyaşı yağdır ve talepten yan her gece kesilmiş mum gibi

ŞERH: Yani Ey dürüst ve doğru adam ! Başını mum gibi semaya doğrult, ortalığı aydınlat, bedenini yoket.

TERCÜME: Yiyip içmekten ağzını bağla, gökyüzüne giden yolculuk tarafına koş.

ŞERH: Yani lüzumsuz yiyip içme, boş yere söz söyleme, ahiret için çalış.

TERCÜME: Her an gökyüzüne doğru ümit besle, gökyüzüne sevgi besle, arzularına karşı sükut ağacı gibi ol

ŞERH: Asumandan; gökyüzünden maksat yüce olan ruhanî alemdir.

TERCÜME: Her an gökyüzünden sana selamet gelir, su ve ateş senin rızkını artırır, maddî ve manevî mutluluğu vücuda getiren su ve diğer bir çok sebeplerin hepsi Allahu Teala Hazretlerinden gelir.

TERCÜME:Eğer istek ve gayret seni göklere götürürse şaşılası değildir. Acizliğe, kusura bakma, tam aksi gayrete, çabaya, isteğe bak.

ŞERH:Yani hiç bir zaman umutsuz olma daima çalış, meşru isteklerde bulun.

TERCÜME: Zira bu talep keyfiyeti insanda Allah ın rehini, emanetidir. Bu sebeptendir ki her bir istek kendini isteyene layıktır.

ŞERH: Çaba ve gayret etmek için ne büyük teşviktir.

TERCÜME: Çalış ! Böylece bu istek sende çoğalsın. Senin kalbin beden kapısından dışarı çıkıp kurtulsun.

TERCÜME: Sen öldüğün zaman, halk der, falan zavallı öldü, o zaman lisanı hal ile halka dersin ki: Ey Gafiller ! Ben hayattayım, diriyim.

ŞERH: Nasıl beliğ bir ifadedir !

TERCÜME: Benim bedenim diğer bedenler gibi toprak altına girmiş ise de gerçekte sekiz cennet benim gönlümde, canımda açılmıştır.

ŞERH: Ruhanî olanların nimetleri nihayetsizdir.

TERCÜME: Can ve gönül gül ve nesrin içinde yatıp safa içinde olunca beden toprak olsa ne olur, gübre olsa ne zarar olur ? Çünkü insanın aslı ruhtur.

TERCÜME: Uyumuş can bedenden ne haberi olur ki, o beden gülşende mi yahut külhanda mı yattı.

ŞERH: Dünyada iken bile insan uyurken hangi yerde olduğunu bilemez

TERCÜME: Safa renkli olan ahiret aleminde can nara atarak der ki : YA LEYTE KAVMİ YA LEMUN; Keşke benim kavmim bilebilseydi

ŞERH: Yasin-i Şerifte tafsilatı görüldüğü üzere bir kamil insan Allah ın merhametine ve mağfiretine nail olup cennete girince der ki Ne olaydı benim kavmim bilseydi, neyle Rabbim bana mağfiret etti, beni ikram ettiklerinden kıldı.

TERCÜME: Eğer can ve gönül bu bedenden ayrı olarak dirilmeyecek olursa, o halde göklerin kimin makamı, neyin sarayı olması lazım gelir ?

ŞERH: Yani ruhlar diri olarak mutlaka yükselir, ve nimetlere ermiş olarak sonsuzluğu bulur.

TERCÜME: Eğer senin ruhun bedensiz dirilmeyecek olursa o halde göklerde sizin rızkınız var Rabbanî hitabı kimin içindir ?

Latest posts by ygafmin (see all)

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir