BİR BAŞINA YÜRÜDÜĞÜN SOKAKTA KAYBOLMAK DA ZOR &

(“Birinin sizi yalnız bırakabilmesi için Yeterli ruhunu düşüncelerinizden uzak tutması ve ortak fikirlerinizi hırpalaması…” )

Nemliyken gözlerin, çağlarken içinde çaresizlik kendine çare olamamanın sancıları büyük… Gülerken sesine ses olacak birisini bulamamak… Hayatın acılarının sana es geçmediği zamanlarda ağlamak istediğinde bir omuza hasret sabahlamak zor… İnsan çok ama yalnızlık tüm sokaklara, caddelere, vitrinlere pusu kurmuş haliyle zor… (“Birinin sizi yalnız bırakabilmesi için Yeterli ruhunu düşüncelerinizden uzak tutması ve ortak fikirlerinizi hırpalaması…” ) 

Nemliyken gözlerin, çağlarken içinde çaresizlik kendine çare olamamanın sancıları büyük… Gülerken sesine ses olacak birisini bulamamak… Hayatın acılarının sana es geçmediği zamanlarda ağlamak istediğinde bir omuza hasret sabahlamak zor… İnsan çok ama yalnızlık tüm sokaklara, caddelere, vitrinlere pusu kurmuş haliyle zor…

Kalabalığın kalbinde en duygulu şarkını söylerken bağıra çağıra, seni suskun gösteren cesaretsizliğin; yalnızlığın zulmü… Koşarken yarına arkana bakmadan yürüyebilmenin imkânsızlığı ensende her daim…
Etrafını kollayacak birinin olmaması zor…

Gece yarısı korktuğunda çığlık atmanın ne kadarda anlamsız olduğunu anlamak… Ne kadar feryat etsen ağlasan da sesini yalnız kendine duyurabildiğini fark etmek ve korktuğunu unutmak yalnızlığını hatırladığın zamanlarda… Sisler çökse de önünü göremediğinde görmek istediğin yüzlerin olmaması, yıldız kaydığında dileklerinin sadece ve sadece kendin için olması… Sır saklaman bu derece kolayken saklanacak sırlarının bir elin parmaklarını geçememesi zor…

Tanırının insanlara bahşettiği o mucize yapılardan birinin; ellerin, ellerden birinin asla omzunda olmayacağı gerçeği ve doğarkenki çaresizliğinin ve yalnızlığının ebedi hali acı…
Yalnızlığa yabancı gibi görünürken aslında yalnızlığın aynası olduğun gerçeğini senden başka kimsenin görmemesi, göremeyecek olması zor…

Güçlü görünmek isterken fark etmeden içten içe nemlenmeler ve çöküntülerle başlayan halin, kronik gerçeğin ve geleceğini saran çöküntünün yarınlarından kaçan izlerini kucaklamak… Devrik bir cümlenin en anlamlı ama tek başına kalmış sesler topluluğuyken şiirler yazmak hayata dair… Hem de yağmurları izlerken göz ardı ederek gök gürültülerini ve fırtınayı… Öylesi zor ki kafiyeleri üzerine giyerek araya kaynamak bir kaç satırda bir yalnızlığını unutabilmek için…

Misket oynayan çocukların yüzlerindeki sevinci es geçmek istercesine koşar adımlarla sokakları terk etmek ve içini kemiren sahnelerde yastığına sarılmak… Kimse görmeden ve sahneler size eşlik etmezken yaşamak zor…

İçinde yalnızlığa uzak hayatların olduğu hiçbir görsellikte kendini bulamamanın midene sapladığı o derin sızı… Çözüm olamamak kendine bir anahtarla tüm kapıları sonuna kadar aralarken… Kafesler açarken, başına kadar çekmek gece yarısı bedenini saran örtüyü… Sırtını yaslayabildiğin duvarlara hasret yaşamanın zamanla öğrenildiği sanılan haller zor…

Uykusuzluk gözaltlarına çökerken izinsiz… Puslanırken sevgi kavramı ve tıknefes yaşarken içinde bulunduğun anlık gülümseyişler… Beynine tecavüz eden bir kaç kadeh şnapsın kanını adımlayışını izlemek… Baş döndüren akşamın çöküp kaldığı yerde salıvermek isyanlarını içten içe… Beyninde dönen plakları yine yalnız kendin dinlemek zor…

İnsan kendi omzunda uyuyamıyor ki… Kızamıyor ki kendine; illa birine kızmak istediğinde… Gülünmüyor, ağlanmıyor, yaşanmıyor da tek başına…

BİR BAŞINA YÜRÜDÜĞÜN SOKAKTA KAYBOLMAK DA ZOR…

Gamze TUTAR

Latest posts by ygafmin (see all)

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir