Korkusuz Phyto

Meyve ve sebzelerin bu kadar çarpıcı özelliklerinin içinde, bizim burada en çok ilgimizi çeken fitonutrienflerdir. Sadece bitkilerde -meyveler, sebzeler, yemişler, tahıllar ve yeşillikler- bulunan bu güçlü antioksidanlar yaşlanmaya ve serbest radikallere karşı verilen savaştaki en büyük silahlarınızda. Phyto’lar bu serbest radikalleri “silip süpürerek” hücrelerinize gelebilecek oksidatif hasarı önlerler. Bu etkin bitki molekülleri, bitkilere renklerini, aromalarına doğal hastalık dirençlerini veren maddelerdir.

Meyve ve sebzelerin bu kadar çarpıcı özelliklerinin içinde, bizim burada en çok ilgimizi çeken fitonutrienflerdir. Sadece bitkilerde -meyveler, sebzeler, yemişler, tahıllar ve yeşillikler- bulunan bu güçlü antioksidanlar yaşlanmaya ve serbest radikallere karşı verilen savaştaki en büyük silahlarınızda. Phyto’lar bu serbest radikalleri “silip süpürerek” hücrelerinize gelebilecek oksidatif hasarı önlerler. Bu etkin bitki molekülleri, bitkilere renklerini, aromalarına doğal hastalık dirençlerini veren maddelerdir.

Örneğin, domateste likopen, sarımsakta alicin ve böğürtlende de proantosiyanidin maddesi vardır. Bütün bunlar sağlıklı ve güzel olmamıza yaramaktadır. Araştırmalar gösteriyor ki, fitonutrient’ler meyvelerde’ sebzelerde ve yemişlerde bulunan besinlerle beraber çalıştığı zaman hastalıklara yakalanma riskini azaltıyor ve yaşlanma sürecini yavaşlatıyor. Antioksidan fitonutrient’lerin sayısı binlercedir ve güçlü antioksidanlar olmalarına rağmen, serbest radikallerin neden olduğu oksidasyonu da en aza indirmekte sayısız rolleri vardır. “Remewal: the Anti-Ageing Revolution”ın yazar Dr. Timothy Smith’e göre, ” En etkili anti-ageing stratejilerinizden birisi fitonutrient bakımından zengin yiyecekleri hayatınıza sokmaktır.”

Cildiniz serbest radikallerin hedefidir. Kirlilik, sigara dumanı ve UV ışınları gibi çevresel toksinlere maruz kalmak durumunda olan yalnızca deri hücreleriniz değildir; aynı zamanda vücudunuzdaki her hücre oksidasyon tehdidiyle karşı karşıyadır. Vücudunuzdaki her bir hücrenin her gün en azından on bin oksidatif saldırıya uğradığı hesaplanmıştır! Şaşırtıcıdır ki, hücreleriniz bu saldırıya ancak antioksidan savunmanız güçlüyse direnebilir. Ancak antioksidan alımınız azsa o zaman da serbest radikaller öne geçer. Birkaç bin vuruş oraya, birkaç bin vuruş buraya… derken çok geçmeden ciddi bir hücre haşarıyla karşı karşıya kalırsınız.

Unutmamanız gereken en önemli şey aşırı serbest radikalin aşırı hasar anlamına geldiğidir. Önlerine çıkan her şeye içten içe, sinsi sinsi zarar verirler. Peki bu cildiniz için ne anlama gelmektedir? Serbest radikaller cildinizin üç ana bölgesine zarar verir:
• hücre zarınızın yağlı katmanlarına cildinizin DNA’sına
• proteininize -yani kolajen ve elastininize

DNA’nızda oluşabilecek bir değişiklik mutasyona sebep verir ve bu da zaman geçtikçe yalnız kansere değil, aynı zamanda kolajen ve elas-tin dokularınızda değişikliğe, erken kırışıklıklara neden olur. Gözeneklerin iyice açılmaları (gözeneklerin küçük kalmaları bu dokuların sıkı kalmalarına bağlı) da bunun sonuçlarındandır.

Serbest radikaller dermisinizdeki kolajen ve elastinin sertleşmesine, kalınlaşmasına neden olur ve bu da kolajen dokunun dönmesine ve çapraz bağlanma dediğimiz sürecin başlamasına neden olur. Cildin sıkı ve kırışıksız görünmesi bu dokunun esnekliğine bağlı olduğundan, çapraz bağlanma cildinizde kırışıklıklara neden olur. Serbest radikaller aynı zamanda kolajen düzenleyici enzimlerin üretimini de kamçılar. Cildiniz için bundan daha kötü bir haber olamaz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: