YÜREĞİNE SARILDIM SENİN…

Seni incittiğim için özür dilerim. Ruhunun yorulmasına nasıl da izin verdim? Buna hakkım yoktu. Gözyaşlarını akıttığın her an yüreğime bir bıçak saplanıyordu. Yüreğinin ıslanmasını ve üşümesini istemiyorum. Senin akıttığın her damla gözyaşı, yüreğimin toprağındaki sevgi çiçeklerinin hasadını verimsiz kılacak. Çiçekleri gözyaşların kurutacak.

Sana sitem etmeye hakkım yoktu. Sabırsız yanımın seni tüketmesini göze alamıyorum.

Hüznü kuşandığın zamanlarda, ayakta durmaya dahi gücümün olmadığını bilmeni isterdim.

Çözülmemek İçin tutunup kaldığım, yüreğinde duyduğum sestir. Sustuğun zaman, yıldızlar sevdayı hapsediyor içine…

Düşlerini bölmek istemedim ki… Yorgunluğuna dert eklemeyi istemedim. Yüreğinin yorgunluğunu nasıl dindirebilirim? Seni gönlümün üçüncü sırasında, sonun başlangıcında hep yaşatacağım. Sükutunu dinliyorum. İçimin yankısı, içinin çağlayanına çarpıp duruyor. Çağlayanın çağıldamaktan hiç usanmıyor. İçimin yankısı sözünü ve nefesini tüketmiyor. Sevgin, hiç sönmeyen en aydınlık yanım olarak çıkıyor karşıma…

İçine ayna tutmak haddim değildi. Senin aynalarını kırmak, sukûnun yanında öylece duruşunu seyretmek tercihim olmadı. Sevginin, sözlerinin ve en öte yüreğinin vurgunuyum. Ve bu sevgi hiç eskimeyecek. Yağmurunun altında sendelemek istemiyorum. Yüreğine tutunup kalmışken, incilerini saçma etrafa…

Ateş çalımı bir rüzgar geçer yanı başımdan .. Sevda kokan yalnızlığın duvarına vurup gider baharların esintisi… Görünmezliğin sersemletici yanını hangi renge büründürmeli? Kokusunu içimize sindiremediğimiz, hazımsız ayrılığı nerede öldürmeli?

Üstümüzden parmaklarını çekiyor gece… En haşin haliyle kar lığını gözlerime salıyor. Bir de korkuların doğurduğu koyu hüzünleri var. Sensizliğe sitemim yok aslında… Ama yüzünü güneşe dönüp duran menekşe, köklerini yüreğime geçiriyor. Perçinlendiğim hayatta en çok hayaline tutunup kalmak, savunmasız günlerimi tüketip, bitirmiyor.

Acizliğimin ihtişamı ile güçlü yanım gölgeleniyor. Görkemli kelimeler yürüyor satır aralarına… Mecali tükenmiş sayfalara, amansız cümleleri düşürmeye çalışmak, tükenmişliği mi gösteriyor?

Sessiz sedasız geçmeyen zamanın, gürültülü ayak seslerini nasıl silmeli kulaklardan? Haşin yüzünü saklayan uzun ve yalnız geceleri koynunda hangi korkuyu uyutmalı?

Yüreğine sanldım senin… Gözlerini incittiğin ve inciler saçtığır her gün, yüreğimi de inciteceksin. Seni incitmek tercihim değildi. Şükür ki, ufkumda sen varsın.

Varolduğun her gün, yokluğa can karışacak. Seni tanıdığım, sana sevdalandığım güne ve beni seven gönlüne hamdolsun.

Gözlerinden, ruhundan ama ille de yüreğinden özür dilenir… Yüreğini kanattığın ve ağlattığın her gün, yüreğimin gözlerine mil çekilecek.

Yüreğine çok şey borçlu olduğumu unutma! Ve ağlatma yüreğini!.. Ağlarsan, yüreğim de sana eşlik edecek.

Üçüncü incim… Sözün sukûtu sende sesini yükseltiyor.
Yorma yüreğini aşktan usanacaksan…

Ayşe Nur MENEKŞE

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

%d blogcu bunu beğendi: