Bir gidiş yazısı..

Belki de bir daha karmaşık olamayacak kadar,

dökülüyorum sana beyaz sayfa.

En sevdiğim renge, koyu kara hislerimi aktarmak,

dokunuyor biraz bana.

Oysa o hisler de bembeyazdı bir ara.

 

Nasıl değişiyor insanoğlu ve

nasıl buna ayak uyduramaz hale geliyor

böylesi aşık bir yürek.

Tokat yemiş gibiyim. Hiçbir şey bana ait değilmişçesine hafifim.

Kaybettiğim bir şey olduğunu biliyor ama hissedemiyor gibiyim.

Sonra da o şeye görüş hizamda yeniden rastlamış, ama gidip almaya tenezzül edemeyecek kadar yorgun gibi hissediyorum. İçimde bir şeyler hüzün şarkılarını çağırıyor.

Bazen bomboş bir çuval gibi bazen “yeniden nasıl uçarım” düşüncelerine dalan bir kuş gibiyim. Adının harflerine dokunmayacak yeni kelimelerle, bu sevgiyi bırakıp kaçmak istiyorum. Sen, bir şeyleri fark ediyor ama hiçbir şey yapmıyorsun. Sen sana benzemiyorsun artık.

Hiç yapmadığım şeyler deniyorum.  Tırnaklarımı boyuyorum. Sevemediklerimin hatırını soruyorum. Gitmem dediğim mekanlara uğruyorum. Sevmediğim yemekleri pişiriyorum. Telefon nedir hatırlamıyorum. Oyalanıyorum..

Bilincim çoğu zaman kontrolümün dışında senin sözlerini işitiyor.  Duygularının parmak uçlarında topladığı ateşle yüzüme dokunuşlarını, aşkının mühürü misali öpüşlerini anımsıyor. O sevgi dolu adama şahit zamanlardan kalan sözcükler yağıyor adeta, olur olmaz yerlerde birkaç saniyelik boşluklarda. O an sönünce, yeniden inciniyorum.. 

Rafa düzgün yerleşmemiş bir kitabın ne zaman düşeceğini oturup beklemek gibi, sana çaresizliğim. Üzgünüm sevgilim, sona gelmeden kapatıyorum sayfalarımızı. Ayrı evlerde, ayrı hayatlarımızda uçuşan perdeler arasından ayrı manzaralarla arşınlayacağız yarım kalan hikayemizi. Senden ancak, böyle gidebiliyorum..
Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir