İp Atlayan Çocuklar

Çoğumuz kemikleri biyoloji derslerinde gösterilen iskelet maketlerinden hatırlarız ve kırılıp çıkmazlarsa  pek düşünmeyiz onları. Kemik sözcüğünü de  gündelik dilde  olumsuz bir içerikle kullanılırız genellikle. Oysa, kemiklerimiz vücudumuzun görünmez çilekeşleridir; ağırlığımızı taşırlar ve çeşitli fiziksel stresler  sırasında ayakta durmamızı sağlarlar.

Bunun için sert olmaları gereklidir. Esas önemlisi ise beyin, omirilik ve kemik iliği gibi yaşamsal dokuların korunağıdırlar. Kemiklerin en önemli özelliği sert olmalarıdır ama bu onların cansız ve hissiz oldukları anlamına gelmez. Bir çok hormonun etkisiyle kemikler uzar ve çocuklar bu sayede büyür. Kemikler, bir taraftan  uzarken bir taraftan sertleşir. Örneğin bir yaşın sonunda kemiklerin artık en az 10 kg ağırlığı taşıyacak kadar sağlamlaşmış olmaları gereklidir; yoksa  çocuk ayakta durmaya başlayınca “eğrilmeye” başlarlar. Daha sonraki yaşlarda, özellikle de ileri yaşlarda sağlam olmayan kemikler “kırılarak” hatırlatırlar kendilerini. Son yıllarda hemen herkesin öğrendiği “osteoporoz” basitçe kemiklerin sağlamlığını yitirmesi olarak tanımlanabilir. Osteoporoz,  giderek önem  kazanan bir halk sağlığı sorunudur çünkü,  örneğin ingiltere’de her yıl 150.000 kişide osteoporoza bağlı kemik kırıkları meydana geldiği bunun da 750 milyon sterlin sağlık harcamasına neden olduğu bildirilmektedir.  Osteoporoz, ileri yaşlara görülür ama sağlam ve sağlıklı kemiklere sahip olmak ancak  çocukluk çağında alınacak önlemler ile mümkündür. Bu o kadar önemlidir ki yakın zamanda ABD’de 9-12 yaş grubundaki çocuklar ve ailelerine yönelik bir “Ulusal Kemik Sağlığı Kampanyası” başlatılmıştır. Peki kemikler nasıl sağlamlaşır ve kemik sağlığı için neler önemlidir?

Kemik sağlığı
Kemikler en  iyi beton yapılara benzetilerek anlatılabilir ve kemiklerdeki “harfiyat” yaşam boyu sürer. Kemikler, protein yapısındaki ince lifler (matriks) ve bu matrikse çöken minerallerden oluşmaktadır. Bu minerallerin başında kalsiyum ve fosfor gelmektedir. Matriksi oluşturan lifler beton yapılardaki “demir ağlara”, mineraller ise çimentoya benzetilebilir.  Kemiklerin sağlamlığı hem matriksin kalitesine (bir bakıma mikromimarinin kalitesine) hem de gram kemik dokusu başına çöken mineral yoğunluğuna bağlıdır.  Bu arada harfiyatı yapan hücreleri( çilekeş inşaat işçilerini) unutmamak gereklidir. Kemikleri oluşturan yapıların tümün “kemik kitlesi” olarak isimlendirilmekte ve bu kemiklerin sağlamlığı “kemik kitlesinin” miktarı ile belirlenmektedir. Son yıllardaki araştırmalar en yüksek kemik kitlesi miktarına( pik kemik kitlesi ) 25 yaşından önce ulaşıldığını, bundan sonraki yaşlarda oluşan bu “kemik bankası”ndan harcama yapıldığını göstermektedir. . Pik kemik kitlesi büyük oranda genetik faktörlerce belirlenmekle birlikte, öngörülen genetik potansiyele ulaşılması beslenme, aktivite, endokrin fonksiyon ve  yaşam tarzını oluşturan diğer faktörlere bağlıdır Kemik kitlesi gelişiminin en yoğun olduğu dönem 9-14 yaş arası, yani ergenlik dönemidir. İşte bu nedenle ,erişkin yaştaki osteoporosizin önlenmesi büyük oranda “pik kemik kitlesinin” miktarının arttırılmasına, dolayısıyla çocukluk döneminde atılacak adımlara bağlıdır. Peki ne yapılmalıdır? Öncelikle  kemik yapımından sorumlu  hücrelerin uyarılması ( bir başka deyişle inşaat işçilerinin motive edilmesi)  gereklidir. Bunun için yapılacak en önemli şey kasları dolayısıyla kemik zarını gerecek türde( yani yerçekimi etkisinden kurtulmadan) yapılacak egzersizlerdir. Uzayda uzun süre kalanlardan biliyoruz ki kemiklerin yerçekimi etkisiyle bile olsa gerilimden uzak kalması kemiklerin erimesine neden olmaktadır. Benzer nedenlerle elit yüzücülerin kemik yoğunlukları, elit jimnastikçilere göre düşük bulunmaktadır. Yakın zamanda yayınlanan bir araştırmada 8 ay süreyle günde 10 veya daha fazla sıçrama hareketi yapan çocukların, normal okul aktivite programındaki çocuklara göre kemik yoğunluklarında %1.2 oranında bir artma olduğu gösterilmiştir. Kemik yoğunluğundaki % 5 oranındaki artmanın osteoporotik kırılma riskini %40 azalttığı düşünüldüğünde bu derecedeki kemik yoğunluğu artımının bile çok önemli olduğu üzerinde durulmaktadır.

Tahmin edileceği gibi, kemik sağlığı için  kemik yapımında görevli hücrelerin egzersizle uyarılması kadar, kemiklerin sağlamlığından sorumlu minerallerin yeterli ölçüde alınması da önemlidir. Bu minerallerin başında kalsiyum gelmekte ve çocukların ergenlik öncesinde günde 600-800 mg, ergenlik döneminden başlayarak  günde 1200-1500 mg  kalsiyum alınması önerilmektedir. Besinlerin arasında en önemli kalsiyum kaynağı süt ve süt ürünleridir. Bu nedenle erken çocukluk döneminde süt, yoğurt ve peynir yeme alışkanlığını kazandırılması önemlidir. Bu nedenle anne-babaların “süt içmeden yatağına girme” şeklindeki ısrarları yarinde bir tutumdur. Şişmanlık korkusuyla süt içmeyen ergenlik dönemindeki kızlara yağ içeriği düşük sütlerin kalsiyum içeriğinin değişmediği hatırlatılmalıdır.  Bir çok sebze de kalsiyum içermektedir. Kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyva suyu ve kahvaltılık besinler de süt ve süt ürünlerini sevmeyen çocuklar için alternatif besinlerdir. Bütün çabalara rağmen yeterli miktarda kalsiyumdan zengin besin tüketmeyen çocuk  ve ergenlere mineral desteği yapılması gereklidir.

Sonuç
Yazının başlığına dönecek olursak, ileri yaşlardaki kemik erimesine bağlı kırıkların önlenmesi büyük ölçüde çocukluk, özellikle de ergenlik dönemindeki yaşam tarzına bağlıdır. Bu nedenle “Yaşlılıktaki osteoporoz bir çocukluk hastalığıdır” denmektedir. Osteoporoz kadınlarda daha sık görüldüğünden ergenlik döneminde ip atlayan, spor yapan, beden eğitimi derslerini ekmeyen kızlar kemik sağlığı bakımından avantajlı olmaktadırlar. Sigara, hareketsiz yaşam ve kolalı içeceklerin çok tüketilmesi kemik sağlığını olumsuz etkileyen diğer faktörlerdir. Ülkemizde de ABD benzeri “Kemik sağlığı kampanyası” na ihtiyaç vardır. Bununla birlikte şimdiden ailelerin erken  yaştan itibaren çocuklarının kalsiyumdan zengin besinlerle beslenmesine önem vermeleri, bu amaçla okul programlarında kalsiyumdan zengin süt ve süt ürünleri ile beslenmenin vurgulanması ve spor derslerinde  atlama, sıçrama, koşma,jimnastik hareketleri gibi aktivitelere daha fazla yer verilmesi gereklidir.

Hazırlayan:Prof. Dr. Şükrü Hatun
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Endokrinoloji ve Diyabet Bilim Dalı Başkanı

Latest posts by ygafmin (see all)

Sayfayı Arkadaşına Gönder.
Arkadaşınızın E-postası
Mesajınızı girin

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir